Osmanlı-Türk ve Japon modernleşmeleri: Geri kalmışlık ilk ne zaman fark edildi?

  • Anasayfa
  • Analizler
  • Osmanlı-Türk ve Japon modernleşmeleri: Geri kalmışlık ilk ne zaman fark edildi?

Japon modernleşmesi Türkiye’de özellikle muhafazakâr ve İslamcı kesimde “şekilci” ve “taklitçi” görülen Osmanlı-Türk modernleşmesinin tam zıddı olarak daha değerli bir yerde konumlandırılır. Bu anlatıya göre, Osmanlı-Türk modernleşmesi yanlış bir şekilde din, kılık-kıyafet, alfabe gibi kültürel alana odaklanarak Batı’yı yakalamaya çalışırken Japon modernleşmesi bilim, teknik ve sanayiye odaklanmış ve başarılı olmuştur. 

Bu ideolojik düzeydeki ayrıştırma çabasına rağmen, Asya kökenli iki ülke olarak Osmanlı/Türkiye ve Japonya’nın Batı karşısında gerileme ve bu gerilemeye tepki verme süreçleri aslında çarpıcı benzerlikler taşır.

İki ülkedeki yönetici elit de bir noktada Batı karşısında geri kalınmış olunduğunu fark etmişve sömürgeleşmekten kurtulabilmek için Batı’yı örnek alan modernleşme hamleleri yapmıştır.Diğer bir deyişle, iki ülke de Batı’ya yem olmamak için Batılılaşmaya çalışmıştır.

Ancak, önemli bir fark da vardır: Coğrafi konumu itibariyle Osmanlı, Batı karşısında geri kaldığını Japonya’dan en az bir yüz yıl önce fark etmiştir. 

1683-1699 arasındaki Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları’nda Osmanlı’nın açıkça yenilmesi vebüyük toprak kayıplarına uğraması Osmanlı yönetici elitinde ilk kez Batı karşısında geri kalınmış olduğu algısını ciddi ölçüde güçlendirmiştir. 1716-18 arasındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı’ndaki yenilgi ise bu algıyı artık tamamen netleştirmiştir.

Geri kalma savaşlarda gözlemlendiği için Osmanlı yönetici eliti ilk etapta ordunun modernizasyonuna yönelmiş, başta durumu devletin ve toplumun topyekûn modernleşmesini gerektirecek bir mesele olarak değerlendirmemiştir. Bu doğrultuda, 1730’lardan itibaren Osmanlı yönetici eliti Batı’dan uzmanlar getirterek topçuluk, mühendislik, istihkam, harita gibi alanlarda orduyu modernize etmeye çalışmıştır.

Osmanlı’nın aksine Avrupa’dan uzakta bir ada ülkesi olan Tokugawa Japonya’sı ise bu dönemde kendisini dış dünyaya kapatarak ve özellikle de Avrupalı tüccar ve misyonerlerin ülkeye girişine katı sınırlar koyarak izolasyonist bir dış politika izlemekteydi. Ancak, buizolasyonist politikaya rağmen Japon yönetici eliti de Batı’daki ilerlemeyi gözlemlemekteydi. Ne var ki, yönetici elit 1839-1842’deki Çin-Britanya Savaşı’na kadar Batı’yı ciddi bir tehdit olarak görmedi. Bu savaştan sonra ise (tıpkı Osmanlı’daki Karlofça Antlaşması’ndan sonraolduğu gibi) Japon yönetici elitinde Batı karşısında geri kalınmış olunduğu algısı ciddi ölçüde güçlendi. Çünkü Britanya uzak diyarlardan gelip az sayıdaki çelikten buharlı motorlu gemisiyle kadim bir imparatorluk olan Çin’in devasa donanmasını alt etmeyi başarmıştı. Dolayısıyla, benzer bir durum Japonya’nın da başına gelebilirdi.

Nitekim, 1853’teki Perry Seferi’yle geldi de. Amerikalı Amiral Matthew Perry iki buharlı ve iki yelkenli gemiyle Japonya’nın başkenti Edo’ya geldi ve Japonya’yı limanlarını açmaya zorlayarak ona eşitsiz bir dış ticaret antlaşması imzalattı. Ardından Japonya diğer Batılı devletlerle de benzer doğrultuda anlaşmalar imzalamak zorunda kaldı. Bu süreç Japonya için bir milat oldu. Limanların zorla açılması ve bizdeki kapitülasyonlara benzer şekilde Japon devletinin ekonomik egemenliğini sınırlayıcı maddeler içeren eşitsiz anlaşmalar imzalamak zorunda kalınması Japon yönetici eliti tarafından bir aşağılanma olarak algılandı ve bu noktadan sonra tam sömürgeleşmek istenmiyorsa Batılılaşmak zorunda olunduğu kabul edildi.

Bu doğrultuda, 1853’ten sonra, Osmanlı yöneticilerinin ilk etapta sadece orduyu modernize etmeye çalışması gibi, Japonya’nın o dönemdeki Tokugawa yöneticileri de ilk etapta sadece donanmayı modernize etmeye çalıştılar. Çünkü dış tehdit ilk etapta dış güçlerin donanmalarıyla gelmişti. Ancak, aynı Osmanlı’da olduğu gibi, bir süre sonra meselenin sadece bir ordu ve donanma modernizasyonu olmadığı, maliye, idare, diplomasi ve hatta ekonomiyi de kapsayacak çok boyutlu bir modernleşme hamlesinin şart olduğu anlaşıldı. Butalebin bir sonucu olarak Japonya’da Tokugawa Shogunluğu 1868’de yıkıldı ve İmparator Meiji’nin elde ettiği siyasi iktidarın verdiği güçle Meiji elitleri tüm bu saydığım alanları kapsayan ve adına “Meiji Restorasyonu” denilen topyekûn bir modernleşme atılımı başlattı. 

Özetle, bir noktada iki ülkenin yönetici eliti de “biz Batı karşısında geri kaldık ve bu konuda bir şey yapmalıyız” noktasına geldi ancak Osmanlı yönetici eliti coğrafi konumuyla ilişkili olarak savaşlar vesilesiyle bu noktaya Japon yönetici elitinden en az bir yüzyıl önce geldi. Japon yönetici eliti ise bu noktaya Osmanlı’dan en az bir yüzyıl sonra, önce başka bir ülkedeki savaşı gözlemleyerek ardından ise limanlarının zorla dış ticarete açtırılmasıyla geldi. 

Dolayısyla Japonya modernleşme sürecine Osmanlı’dan bir yüzyıldan daha uzun bir süresonra başladı ancak ilginçtir bu epey geç başlama durumuna rağmen Japonya modernleşme konusunda Osmanlı-Türkiye’den daha başarılı oldu. Tarihsel ortalama milli gelir hesaplamalarının gösterdiği üzere, İngiltere’de Endüstri Devrimi’nin başladığı 18. yüzyıl ortalarında benzer ekonomik gelişmişlik düzeyinde olan Türkiye ve Japonya bugün bambaşka noktalarda. Bu durumun temel sebepleri nelerdir? Bu soruyu da başka bir yazımda irdeleyeceğim.

Dr. Emrah Gülsunar

Yorum Bırak

At vero eos et accusamus et iusto odio digni goikussimos ducimus qui to bonfo blanditiis praese. Ntium voluum deleniti atque.

Melbourne, Australia
(Sat - Thursday)
(10am - 05 pm)