21.07.2026

Türkiye, bir yanda kurumsal dişlileri gıcırdayan bir devlet mekanizması, diğer yanda “benim mahallem senin mahalleni döver” sığlığına hapsedilmiş siyaset tasarımıyla çetin bir krizin ortasında debelenip duruyor. Yıllardır toplumun idrakine adeta bir giyotin gibi indirilen dar ideolojik ezberler ve o meşhur yapay kutuplaşma, memleketin tenceresine aş, yarınlarına huzur katamaz hale geldi. İktidarın, yönetim sanatını rasyonel akıldan soyutlayıp toplumu bir korku sarmalıyla hizaya çekme merakı ise zamanla dönüp dolaşıp kendi manevra alanını tıkadı. Muhalif sese hemen bir soruşturma kılıfı uydurulduğu, toplumun her sabah yeni bir tedirginlikle uyandığı bu sert iklim, aslında iktidarın o çok güvendiği meşruiyet zeminini nasıl da için için erittiğinin somut resmidir.

İşte tam da bu fırtınalı kasvetin ortasında, Özgür Özel’in TBMM kürsüsüne çıkıp “Saray’a ve esaret altındaki yapılara eyvallah etmeyiz” diyerek yeni bir yol haritası çizmesi, sıradan bir parti içi küskünlük hareketi sayılabilir mi? Hiç sanmam. Bu hamle, yıllardır kendi yankı odalarında debelenen vesayetçi alışkanlıklara inat, en nihayetinde yüzünü millete dönmenin, sokağın dipte biriken o sessiz öfkesine kulak vermenin gecikmiş bir tezahürüdür. Yüzünü millete dönmek dediysek, öyle lafın gelişi değil; siyasetin tek meşru kaynağının ve çare kapısının kapalı kapılar ardındaki pazarlıklar değil, bizzat halkın kendisi olduğunu hatırlamaktır. Korkunun panayırına dönüştürülen bu düzende sergilenen bu cesur duruş, iktidarın yıllardır ustalıkla kurguladığı o konforlu senaryoyu bir anda fena halde bozdu.

Fakat hikâyeyi asıl ilginç ve “acaba?” dedirten yere getiren şey, Ekrem İmamoğlu ile Özgür Özel’in aynı hizada buluşmasıyla doğan o enerji… Yıllardır iktidar, toplumu tek bir renge boyamak ya da insanları siyahla beyaz arasında bir tercihe zorlayıp kutuplara hapsetmek için devasa bir çark çeviriyordu. Oysa İmamoğlu ve Özel’in yarattığı bu zemin, simsiyah zifiri karanlığı tam ortasından bölen bir prizma gibi çalışmaya başladı: Siyasetin kasvetli bir griye mahkûm edildiği şu vasatta, yüzünü millete dönen bu anlayış; toplumun tüm kırgın renklerini, farklı kimliklerini birbirine ezdirmeden tek bir aydınlık ışık hüzmesinde topluyor. İmamoğlu’nun yerel yönetimlerden merkeze uzanan o doğal meşruiyeti ile Özel’in parlamenter zemindeki giderli liderliği aynı prizmada süzüldükçe, iktidarın raflarda beklettiği tüm “lidersizleştirme” senaryoları da teker teker geçerliliğini yitiriyor.

Peki, bu ışıklı hikâye mutlu sonla biter mi? Bu sinerjinin kalıcı bir toplumsal restorasyona dönüşmesinde siyasetin şaşmaz pusulası tek bir adresi gösteriyor: Son yıllarda sistemli bir şekilde eritilen, asgari ücret cenderesine mahkûm edilip adeta bu ülkenin omurgası olmaktan çıkarılan o koca kitleler…

Güvencesizleşen beyaz yakalısından borç içinde yüzen esnafına, geleceğini elin memleketinde arayan gençlerinden hakkı yenen işçisine kadar herkes bugün başının ağrımayacağı, güvenli ve makul bir çatı arıyor. İmamoğlu-Özel liderliğinin boynunun borcu; kapalı odalardaki o kısır siyasi kavgaları bir kenara bırakıp yüzünü sokağa dönmek ve bu enerjik yapıyı yeniden ülkenin taşıyıcı sütunu yapmaktır.

Lakin açılan bu yeni sayfa, geçmişin ezberlerini tekrarlayan ya da topluma yeni bir “kurtarıcı” reçetesi dayatan bir rövanş projesine dönüşecekse hiç açılmasın daha iyi. Yüzünü millete dönen bir hareket; kamu yönetiminde biat ve sadakat devrini kapatıp nesnel liyakati getiren, Anadolu’nun en ücra köyündeki çocukla büyükşehirdeki çocuğa aynı fırsat eşitliğini sunan köklü bir adalet duygusuyla beslenmelidir. İktidarı sadece sandık çoğunluğundan ibaret görmeyen, toplumun tüm renklerinin karar mekanizmalarına katıldığı şeffaf ve denetlenebilir bir demokrasi kültürü inşa edilmelidir. En önemlisi de, hiçbir vatandaşın kimliğinden, yaşam tarzından veya fikrinden ötürü yarın endişesi duymadığı bir hürriyet iklimi tesis edilmelidir.

Özgür Özel’in gösterdiği kararlılık, İmamoğlu’nun kitleleri birleştiren kapsayıcı dalgasıyla bütünleştiğinde; yıllardır sadece baskı ve korku üreten o eski siyaset aygıtı çökmeye mahkûmdur. Millete yüzünü dönerek başlatılan bu büyük imkân, katılaşmış ideolojilerin dar sınırlarını aşarakher bir vatandaşı “ortak geleceğimiz ve güvenli yarınlarımız” zemininde buluşturacak en gerçekçi, en heyecan verici ve en güçlü dönüm noktasıdır.

Simsiyah bir odada kibrit çakana kızılmaz; o ışığa gidilir. Şimdi soru şu: Bu ışık karanlığı dağıtmaya yeter mi, yoksa fırtına mumu söndürür mü? 

Göreceğiz…

Başak Yağmur Eray

Yorum Bırak

At vero eos et accusamus et iusto odio digni goikussimos ducimus qui to bonfo blanditiis praese. Ntium voluum deleniti atque.

Melbourne, Australia
(Sat - Thursday)
(10am - 05 pm)