Tahran, ABD’yi gemilerini Hürmüz Boğazından çekmeye nasıl zorluyor?
29/09/2026
Arabulucu ülkeler aracılığıyla temaslar, karşılıklı suçlamalar, inkârlar ve Tahran’ın taktiksel olarak sertleşmeye devam etmesi sonucu müzakereler belirsizliğini korumaya devam ediyor. ABD başkanı Trump’ın krizin yakın zamanda çözüleceğine dair kehanetler sürmesi ise bu belirsizliği ortadan kaldırmıyor. Ancak özellikle arabulucu ülkelerin üstün gayretleri sonucu diplomasi halen devam ediyor. İran halkı yorgun olsa da diplomasinin sürmesinin kendi faydalarına olduğunu söylüyor. Dün Beyaz Saraydaki bir yetkili önce Fox televizyonuna sonrada CNN televizyonuna verdiği demeçte; Başkan Trump’ın “İran’ın nükleer enerji konusunda somut ilerleme” karşılığında yaptırımları kaldırmaya ve dondurulmuş fonları serbest bırakmaya istekli olduğunu söyledi. Bu sonsuz İran müzakereleri için bir mesaj amacı taşıyor olabilir. Ancak sahadan gelen bilgiler ve kaynaklarımdan aldığım bilgilere göre; İranlılar son günlerde bir Amerikan gemisine saldırdı ve bir düzineden fazla deniz piyadesini yaraladı. Bu bilgiler daha sonra ABD’nin Fox ve NBC kanallarında yer aldı. Ancak Pentagon’dan herhangi bir yalanlama bilgisi gelmedi. Ancak İran İslam Cumhuriyeti Devletine yakın Tahran Times gazetesine göre Hürmüz Boğazı’ndan geçen trafiği korumak için Pentagon tarafından kiralanan bir destek gemisinin bu olayla bağlantısı olduğu söylendi.
Haberdeki uzmana göre; olaya karışan askeri personelin “gövdeye” eklenen insansız hava aracı karşıtı sistemleri yönetmekle görevlendirilmiş olma ihtimalini olduğunu söyledi. Söz konusu gemiye gelince, bunun St. Helena olduğu öne sürüldü. Geminin geçmişi oldukça ilginç. Yıllarca St. Helena adasına posta taşıdı, Falkland Savaşı’nda malzeme transferi içinde yer aldı, daha sonra korsanlıkla mücadele operasyonlarında yüzen bir cephanelik olarak kullanıldı ve son olarak Cibuti bayraklı bir güvenlik şirketinde görev yaptı. Bu durum, geminin donanmaya transfer edilmesine ve ekipmanların konteynerler içindeki modüllere yerleştirilmesine yol açmış olabilir.
Devrim Muhafızları ise Çin’den aldıkları uydu görüntüleriyle ABD savaş gemilerini yakın takibe almış durumdalar. Bu olası bir çatışma riskinin gelişmesinde Hint Okyanusun’danHürmüz Boğazına kadar İran’ın hazırlık içinde olduğunu gösteriyor. Bu durumda ABD açısından şöyle bir durum ortaya çıkıyor: İran, yalnızca Amerika Birleşik Devletlerine ve tesislerine kayıplar vermekle kalmıyor aynı zamanda bu tesislerin ve üslerini korunmasını da tehlikeye atarak korunma maliyetlerini de artırdı. Bu maliyetler ise gün geçtikçe artıyor. Coğrafya ve mevcut savaş şartlarında (kamikaze dronlar, füzeler) Washington’ı varlıklarını uzaklaştırmaya veya dağıtmaya zorladı. Nitekim bu Batı medyasında da geniş çapta yer aldı. ABD varlıklarını Ürdün’e (hala hedef alınıyor) veya İsrail’e taşıdı ve Bahreyn’deki komuta merkezi, Beşinci Filo’nun karargâhı (ki bu da defalarca saldırıya uğradı) ve Katar veya Suudi Arabistan’daki pistler gibi lojistik bileşenler ortadan kayboldu.
İran Devrim Muhafızları Ordusuna göre, Pentagon’un takviye birlikleri göndermesi, mevcut hedeflerin sayısında artış anlamına gelecektir. Bu iddiada bir miktar doğruluk payı var, ancak aynı zamanda İslam Cumhuriyeti’nin çatışmanın başından beri yaydığı mesajı yansıtan önemli ölçüde propaganda da içeriyor. Yani, İran’ın olası yeni bir ABD saldırısının getireceği ağır bedeli ödemeye razı olduğu, ancak nihayetinde başarının kendi tarafında olacağı, çünkü rakiplerinin kesin bir sonuç elde etme şansı olmayan maliyetli bir görevi sürdürme arzusuna ve kararlılığına sahip olmayacağı yönündedir. Bir diğer karmaşık konu ise kalkan için mühimmat kıtlığıdır; bu, hızla çözülemeyen kronik bir sorundur. Şu an ağır ekonomik sorunlarla birlikte İran’ı müzakere masasına iten ana konu başlıkları bunlardır.
Sonuç olarak coğrafyaya atfedilen önem Hürmüz haritasının ve Kızıldeniz’deki Bab el Mendeb Boğazının Husilerle Suudi Arabistan gerginliğinden dolayı karmaşık hale getiriyor.
Unutmayalım ki direniş ekseni yıllardır devam ediyor ve Batılı güçlerin aksine yıllardır hazırlık yapıyor. Askeri direniş, yeni bir düzen kurmayı amaçlayan müzakereci bir pozisyona dayanmaktadır. Tahran’ın temel sloganı, “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır”. Bu, İslam Cumhuriyeti’ni daha fazla fırtınadan korumaz. Donald Trump her zaman yeni saldırı dalgaları emri verebilir (Pentagon’daki birçok kişi buna karşı çıksa da), ve bazıları tarafından korkulan, düşmanlar alternatifler bulurken süresiz olarak uzayan ne barış ne de savaş durumu riski vardır. Gayri resmi verilere göre, Birleşik Arap Emirlikleri, Hürmüz Boğazı’nın CaudineÇatalı’ndan geçişlere olanak sağlayacak bir gemiden gemiye transfer sistemi oluşturmuş; ayrıca her gece, İran’ın tehditlerine rağmen bir düzine petrol tankeri geçirmeye devam ediyor. Bu, barış zamanına kıyasla hala azdır, ancak Sünni monarşilerin yaptığı düzenlemelerin bir göstergesidir. İran içinde kesinlikle bir kazanımdır.
Yusuf KARATAŞ


