20/09/2026

        Bu çatışmanın daha da yoğunlaştırdığı baskıya rağmen değişim toplumun içinde kök saldı ve halen bütün İran coğrafyasında devam etmektedir. 

Dört yıl önce yaşanan bu cinayetten sonra Ortadoğu coğrafyasında köprünün altından çok sular aktı. Genç bir kadın, Mahsa Tina Amini başörtüsünü takış biçimi nedeniyle ahlak polisi tarafından gözaltına alınmış ve gözaltında hayatını kaybetmişti. 

O andan itibaren İran’da bazı şeyler bir daha eskisi gibi olmadı; her ne kadar bu olayın yıldönümünde ülke içinde derin bir sessizlik olsa da, toplumda özellikle İran’lı kadınlar üzerinde etkisi devam ediyor. 

Bu trajik olaydan sonra doğan ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük’ hareketi 2022 yılında aylar boyunca ülkenin dört bir yanında süren protestolarla sona ermedi. Ölçülmesi daha yavaş, plastik mermiler ve göz yaşartıcı gazla bastırılmaya çalışılan eylemler sonunda kalıcı izler bıraktı. Bu olayın en önemli sonuçlarından birisi ise İran toplumunun iktidara bakışını değiştirdi.

16 Eylül 2022 tarihinde genç bir kadın hücrede hayatını kaybetti. Bugün birçok kadın artık başörtüsü takmıyor ve gençler daha önce sahip olmadıkları bir doğallıkla özgürlükten söz ediyor. 

Yaşananlar, İslam Cumhuriyeti’nin onlarca yıl boyunca sabırla ve özveriyle inşa ettiği akademik ve entelektüel dünyanın içinde bir çatlak meydana getirdi. Batı’da doğan kavramları bir kenara bırakıp toplumu yalnızca dini ilkelere ve vahye dayanan bir İslami sosyoloji üzerinden okumayı amaçlayan düşünsel projenin sınırları ortaya çıktı. Yıllar boyunca, en azından üniversitelerde, laik sosyoloji dışarıdan gelmiş, ithal edilmiş ve neredeyse ideolojik açıdan şüpheli bir araç olarak görülmüştü. 

2022 protestoları bu yaklaşımın sınırlarını gözler önüne serdi. Meydanlarda başörtüsünü çıkaran ve bunu yaparken tutuklanma riskini göze aldığını bilen genç kadınlardan oluşan bir kuşağı ya da bireysel özerklik ve toplumsal cinsiyet haklarından açıkça söz eden bir hareketi,İslami sosyolojinin kavramlarıyla açıklamak imkansız hale gelmiştir. Laik bir eğitimden geçmiş sosyologlar, ampirik bir analize daha alışkın ve ideolojik bir çerçeveyle daha az sınırlanmış olduklarından dolayı, yaşananları anlamlandırmak konusunda kendilerini bir anda daha donanımlı buldular. Bu hafife alınacak bir ayrıntı değil, aksine İran’da yaşanılan değişimi gözler önüne sürmektedir. Bu aynı zamanda toplumun büyük bir ölçüde gençlerden oluşan bir kesimiyle devletin meşruiyetini üzerine kurduğu teokratik temeller ve arasındaki kırılmanın bir işaretidir. 

Bu açıdan bakıldığında karşımıza şöyle bir soru çıkmaktadır: Yöneticileri değiştirmek yeterli mi, yoksa iktidarın yapısını mı tamamen değiştirmek mi gerekiyor? Bu karmaşık sorunların ve dış müdahalelerin içinde bu soruları sormanın zorlukları ise İran toplumunda gittikçe büyümektedir. 

İktidarın tepkisi ise bu yaşanılan sorunların içinde baskıya dönüştü ve bu baskı sonucu kelimenin tam anlamıyla kısmen de olsa işe yaradı. Tutuklamalar, ağır cezalar ve öldürülen göstericiler… Sokaklarda protesto dalgası geri çekildi. Bu şu an ki durum üzerinden söyleyeceğimiz bir şeydir. Ancak bundan önceki duruma geri dönüleceğini düşünenler için ise bir yanılma da söz konusu olabilir. Çok sayıda İranlı kadın zorunlu baş örtüsünü takmamaya devam ediyor ve bunu her gün sessizce slogan atmaya ihtiyaç duymadan yapıyor. Bu İran’a özgü bir durumdur ve bunu Tebriz havalimanında pasaport kontrolünde bizzat gözlemlemiştim. 

Sivil ve sessiz direniş İran’da bir alışankanlığa dönüştü. İlan edilmiş bir siyasi eylemden ziyade gündelik bir davranış halini aldı. Bu durumu iyi analiz etmek gerekiyor. Gençler özgürlükten özellikle seçme özgürlüğünden, eskiden sahip olmadıkları ya da özel alanlarında ifade edebildikleri bir doğallıkla söz ediyorlar. Ardından savaşlar geldi ve meselenin boyutunu tamamen değiştirdi. Haziran 2025’teki on iki günlük savaş ve ardından 2026’da yaşanan çatışma, zaten kırılgan olan ekonomiye çok ağır bir darbe indirdi. Yerel para birimi büyük ölçüde değer kaybetti; temel gıda maddelerindeki enflasyon yüzde 70’i aştı.

Savaş, ülkenin bölünmüş olduğunu, belki de eskisinden daha fazla bölünmüş olduğunu gösterdi. Bazıları, ABD ve İsrail saldırılarıyla onlarca yıldır süren protestoların başaramadığını başaracağını umdu; bazıları ise her yabancı bombardımanı, iktidarın daha önce kendilerine yaşattığı haksızlıklara eklenen yeni bir haksızlık olarak gördü. Bu savaşların ve çatışmaların ortasında vurulan petrol tesislerinin, yerle bir olmuş Tahran mahallerinin görüntüleri geldi. Başlangıçta savaşı destekleyenlerde bile bir şeyler değişti. Ülkenin sanayi mirasının yanıp kül olduğunu görmek, birçok kişinin bir sistem değişikliği uğruna ödemeye razı olduğu bedelden daha ağır basıyordu. Başkaları ise evlerinin enkazları arasında yalnızca ertesi gün ne yapacaklarını düşünüyordu. 

Çatışmanın en yoğun aşamaları geride kalsa da baskı durmadı. Aksine uluslararası insan hakları örgütleri tarafından infazlarda artış yaşandığını bildirmektedir. Yine de kadınlar başörtülerini çıkarmaya devam ediyor; ancak bu mücadele diğer her şeyden bağımsız hale gelmiştir. 

Dış saldırılarla birlikte merkezi iktidarın gerekçelerini de reddeden ve tabandan doğacak bir değişim talep edenler de var. Ancak bunlar azınlıkta kalıyor; daha fazla savaş isteyenlerle savaşı bütünüyle reddedenlerin arasında ezilmeye devam ediyorlar. 

Kısacası, dört yıl sonra bir devrim gerçekleşmedi. Bunun yerine yavaş bir değişim yaşandı. Devlet ise buna karşılık giderek daha da sertleşmeye devam etti. Savaşın, her gün bunun içinde yaşayanlar açısından daha gergin ve daha yoksul hale getirdiği karmaşık bir bilek güreşi ise sürmeye devam ediyor. Yaşananlar, İran toplumunun eşsiz tarihi ve kültürel birikimiyle birlikte tarihin teferruatları içinde olmamakla, özgürlüğün üzerinde inşa edildiği bu ve bunlar için ağır bedellerin ödendiği bir dönemsel temel üzerinde oluşmaya devam etmektedir.

Yusuf Karataş

Yorum Bırak

At vero eos et accusamus et iusto odio digni goikussimos ducimus qui to bonfo blanditiis praese. Ntium voluum deleniti atque.

Melbourne, Australia
(Sat - Thursday)
(10am - 05 pm)