Son yıllarda, Suriye iç savaşındaki denge değişimlerine şahitlik ediyoruz. Özellikle rejim karşıtı güçlerin birleşerek Halep ve Hama gibi büyük şehirlerin kontrolünü ele geçirmesi, 2011 yılından beri süren iç savaşın seyrini önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu gelişmeler, yalnızca bölgedeki aktörler için değil, aynı zamanda dünya genelinde Suriye savaşına dair algıyı da yeniden şekillendirmiştir. Ancak bu dönüşüm, Suriye’nin karmaşık tarihini ve iç savaşın dinamiklerini göz önünde bulundurursak, pek de şaşırtıcı değildir.
Suriye’nin tarihi, özellikle rejim karşıtı isyanlarla şekillenmiştir. 1982’de Hama’da yaşanan isyan, rejimin kanlı baskıları sonucunda bastırılmıştı. Ancak 2011 yılında Dera’da başlayan protestoların ülke genelinde yayılması ve özellikle Sünni nüfusun yoğun olduğu Halep, Hama ve Humus gibi şehirlerdeki direnişin birleşmesi, Suriye iç savaşının patlak vermesine neden olmuştur. Bu süreç, devlet dışı aktörlerin, etnik ve mezhebi güçlerin müdahalesiyle karmaşıklaşmış ve Suriye coğrafyasının fiilen bölünmesine yol açmıştır.
Bugün, Suriye’nin çeşitli bölgelerinde farklı aktörler hüküm sürmektedir. Kuzey Suriye’nin doğusunda, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde Suriye Demokratik Güçleri (SDF) etkili olurken, bu bölgeler ABD ve Batı Avrupa ülkeleri tarafından desteklenmektedir. Kuzey Suriye’nin batısında ise, Türkiye’nin ve Körfez ülkelerinin desteğiyle Suriye Milli Ordusu (SMO) ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) unsurları güç kazanmaktadır. Ayrıca, İdlib’deki Hey’et Tahrir el-Şam (HTŞ) gibi radikal gruplar, IŞİD ve El-Nusra’nın gerilemesiyle önemli bir güç haline gelmiştir.
HTŞ’nin yükselmesi, Suriye iç savaşının en önemli gelişmelerinden biridir. Rejim karşıtı güçlerin, özellikle Esad rejiminden kaçan Sünni muhalefetin destek bulduğu bir alan yaratması, bu grubun bölgede daha fazla etki kazanmasına neden olmuştur. Hem yerel halkla işbirliği yaparak hem de büyük Sünni aşiretlerle ilişkiler geliştirerek, HTŞ kendini bir devlet yerine koymaya ve meşruluğunu sağlamaya çalışmaktadır. Bu süreç, Suriye’de dengelerin değiştiğini ve savaşın yeni bir evreye girdiğini göstermektedir. Ancak HTŞ’nin içindeki çatlaklar, bu grubun ne kadar süre bir arada kalabileceği konusunda soru işaretleri bırakmaktadır.
Rejim, Rusya, İran ve Çin’in desteğiyle ayakta kalmaya çalışsa da, Ukrayna savaşı nedeniyle bu desteklerin sürekliliği zorlaşmıştır. Rusya’nın stratejik önceliklerinin değişmesi ve ekonomik yüklerinin artması, Esad rejiminin gücünü sınırlamaktadır. Bu durum, Suriye iç savaşının gidişatını etkilemiş ve Esad rejimini şehirlerden geri çekilmeye zorlamıştır. Diğer taraftan, Türkiye’nin etkisi, bölgedeki yeni denklemi belirlemede önemli bir rol oynamaktadır. Türkiye, hem kendi sınır güvenliğini sağlamak hem de bölgedeki dengeyi gözetmek adına, Suriye muhalefetiyle işbirliği yapmaya devam etmektedir.
HTŞ’nin Halep ve Hama’daki ilerleyişi, Suriye iç savaşının geleceği açısından kritik bir öneme sahiptir. Bu gelişme, sadece Esad rejimini zayıflatmakla kalmıyor, aynı zamanda bölgedeki diğer aktörlerin müdahalelerini de gerektiriyor. HTŞ’nin Şam’a yönelik ilerleyişi, Suriye’nin yeniden yapılanması ve geçiş hükümetine dair olasılıkları gündeme getirmektedir. Bu süreç, yalnızca bölgedeki aktörler için değil, aynı zamanda uluslararası güçler için de bir sınav olacaktır.
Türkiye’nin Rolü ve Bölgesel İşbirliği
Türkiye, Suriye iç savaşının başından bu yana bölgedeki en önemli aktörlerden biri olmuştur. Milyonlarca mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye, aynı zamanda sınır güvenliğini korumak ve bölgedeki dengeyi sağlamak adına aktif bir politika izlemektedir. Türkiye’nin amacı, Suriye’deki siyasi çözüm sürecine doğrudan müdahil olmadan, kendi sınırlarını koruyarak ve bölgesel işbirliği ile bölgedeki istikrarsızlığın önüne geçmektir. Özellikle PKK’ya bağlı YPG unsurlarının Fırat Nehri’nin doğusuna çekilmesi, Türkiye’nin güvenlik endişeleri için kritik öneme sahiptir.
Türkiye, bölgesel güçlerle işbirliği yaparak, sınır güvenliğini sağlayacak ve aynı zamanda Suriye’deki etnik ve mezhebi gerilimleri dengeleyecek bir strateji izlemelidir. Bu süreçte Türkiye, hem bölgesel barışı sağlamalı hem de mülteciler konusunda uluslararası desteği artırmalıdır. Türkiye’nin bu süreçteki rolü, yalnızca kendi güvenliğini sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda Suriye’nin yeniden inşasına ve kriz durumunun ortadan kaldırılmasına da katkı sağlayacaktır.
Şam’a Giden Yol
Suriye iç savaşının geleceği, hem bölgesel hem de uluslararası aktörlerin müdahaleleriyle şekillenecektir. Rejim karşıtı güçlerin ilerlemesi, özellikle Halep, Hama ve Şam yolları üzerinde oluşturduğu belirsizlik, savaşın geleceğini karmaşık hale getirmektedir. Şu an için HTŞ ve Suriye Milli Ordusu’nun birleşerek Şam’a doğru ilerlemesi, savaşın yeni bir aşamaya girdiğini göstermektedir. Ancak bu süreç, yalnızca Esad rejiminin devrilmesinden ibaret olmayacaktır. Aynı zamanda, Suriye’nin yeniden inşası, etnik ve mezhebi bölünmelerin giderilmesi ve komşu ülkelerle işbirliği yapılması gibi zorluklar da bu sürecin içinde yer alacaktır.
Sonuç olarak, Suriye’nin geleceği, bölgesel aktörlerin ve uluslararası güçlerin nasıl bir işbirliği geliştireceğine bağlı olacaktır. Türkiye’nin bu süreçteki stratejik adımları, Suriye’nin yeniden inşasında ve bölgesel istikrarın sağlanmasında belirleyici olacaktır. Suriye iç savaşının sona ermesi, yalnızca yerel aktörlerin değil, uluslararası toplumun da katkılarıyla mümkün olacaktır.
Yazar: Yusuf KARATAŞ / Bologna Üniversitesi, Tarih ve Doğu Çalışmaları YL Öğrencisi