Siyasetin Sertleşen Yüzü: Post-Truth Dönem ve Realist Teori

Giriş

Tarih boyunca savaş ve siyaset arasındaki ilişki, toplumsal yapılar ve ideolojik çerçeveler üzerinde dönüştürücü etkiler yaratmıştır. 20. yüzyılda topyekün savaş kavramının ortaya çıkışı, savaşın sınırlarını genişletirken, politik stratejilerin ve kamuoyu yönetiminin savaşın ayrılmaz bir parçası haline gelmesine neden olmuştur.21. Yüzyılda ise bu durum post-truth (hakikat sonrası) dönem olarak adlandırılmış, gerçeğin manipüle edildiği ve duyguların gerçeklere üstün geldiği yeni bir siyasi paradigma ortaya çıkmıştır. Bunun en önemli nedeni ise gelişen teknolojik ürünlerin iletişimsel anlamda tüm bu olaylara zemin hazırlamıştır. Bu makalede, topyekün savaş ve post-truth kavramları arasındaki ilişki, realist teori çerçevesinde siyasal atmosferin sertleşmesi bağlamında değerlendirilecektir.

‘Topyekün Savaş’ Kavramı ve Realist Teori

I. Dünya Savaşı ile birlikte cephe gerisi, propaganda ve topyekün savaş kavramı savaşların kentlere taşınması ile birlikte ortaya çıkarmıştır. Bu bağlamda propaganda ve toplumsal temelli ikna yöntemi 20. yüzyılda siyaseti ve politikayı doğrudan etkilemiştir. Carl von Clausewitz’in “savaşın politik bir araç olduğu” görüşünden yola çıkarak, savaşın yalnızca askeri değil, ekonomik, ideolojik ve psikolojik tüm unsurların seferber edilmesini gerektiren bir olgu olarak tanımlamaktadır. 20. yüzyılda iki dünya savaşı ve Soğuk Savaş dönemi, realist teorinin güç dengesi ve ulusal çıkar ilkelerine dayalı analizleriyle paralel bir şekilde, ulus devletlerin varlıklarını korumak ve güçlerini artırmak için her türlü aracı meşru saydıkları bir dönemi temsil etmektedir. Realist teoriye göre, anarşik uluslararası sisteminde devletler, güvenliklerini sağlamak adına “güç” ve “çıkar” doğrultusunda hareket eder. Topyekün savaş, bu yaklaşımın en radikal yansımasıdır; zira tüm ulusal kaynaklar, hayatta kalmak adına kullanılır. Hegomonik modern savaş organizasyonu doğrudan kentlerde ve toplumsal barış inşası için disiplinler arasındaki güç mekanizmaları kullanmaktan geri durmamıştır. Gelişen teknolojik gelişmeler yolu ile çeşitli ikna yöntemleri oluşturulmuştur. Bu kapsamda, topyekün savaşın ideolojik mobilizasyon, propaganda ve halkın manipülasyonu gibi araçları realist teorinin güç mücadelesi ile uyumlu şekilde gelişmiştir. Propaganda, özellikle II. Dünya Savaşı sırasında, devletlerin halk desteğini sağlama ve rakiplerini moral açısından çökertme aracı olarak önem kazanmıştır.

Post-Truth Kavramı ve Siyasetin Sertleşmesi

2016 yılından sonra hayatımıza girdiği kabul edilen Post-truth kavramı, hakikatin yerine duyguların, inançların ve manipülatif söylemlerin hakim olduğu bir siyasi ve toplumsal durumu ifade etmektedir. Post-truth döneminin en belirgin özelliği, gerçeğin yerini, algıların ve stratejik yalanların almasıdır. Özellikle dijital medya ve sosyal medya platformlarının yükselişiyle birlikte, dezenformasyon ve yanlış bilginin yayılma hızı artmış, bu durum toplumlarda kutuplaşmayı derinleştirmiştir.

Realist teori bağlamında, post-truth dönemi, devletlerin ve siyasi aktörlerin kendi çıkarlarını maksimize etmek için gerçeği araçsallaştırdığı bir süreci temsil eder. Topyekün savaşta kullanılan propaganda tekniklerinin, günümüz post-truth siyasetinde dezenformasyon kampanyaları olarak yeniden yapılandırıldığını görmek mümkündür. Bu bağlamda, propaganda ile post-truth arasındaki ilişki, hem tarihsel hem de yöntemsel bir süreklilik gösterir.

Topyekün Savaş ve Post-Truth İlişkisi

Topyekün savaş ve post-truth arasındaki ilişki, her iki dönemin de gerçeğin esnetildiği ve araçsallaştırıldığı bir siyaset pratiği üzerinden şekillenir. Topyekün savaş döneminde ortaya çıkan propaganda yöntemleri, hakikatin eğilip bükülmesine zemin hazırlamıştır. Örneğin, Nazi Almanyası’nda Joseph Goebbels’in liderliğindeki propaganda aygıtı, halkı manipüle ederek savaşın meşrulaştırılmasında kritik bir rol oynamıştır. Bu araçlar, post-truth dönemde sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden genişletilmiş ve daha etkili hale getirilmiştir.

Realist teori bağlamında, devletlerin çıkarlarını maksimize etmek için bilgi manipülasyonuna başvurması, bu iki kavram arasındaki bağın bir diğer boyutudur. Realizm, hakikat arayışından ziyade güç ve çıkar arayışına odaklandığı için, post-truth siyasetin yükselişi bu teorinin güncel bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Örneğin, 2003 Irak Savaşı sırasında ABD’nin kitle imha silahlarıyla ilgili manipülatif iddiaları, realist teorinin güç mücadelesi perspektifiyle örtüşür.

Sertleşen Siyaset ve Toplumlar Üzerindeki Etkiler

Post-truth dönem, siyasetin giderek sertleştiği, kutuplaşmanın arttığı ve hakikate olan güvenin zayıfladığı bir ortam yaratmıştır. Topyekün savaşta devletlerin halkı mobilize etmek için kullandığı “biz” ve “onlar” ayrımı, post-truth siyasetin temel taşlarından biri haline gelmiştir. Bu süreç, özellikle otoriter rejimlerde, devletin ulusal güvenlik ve çıkarlar adına gerçeği manipüle ettiği uygulamalarla kendini göstermektedir.

Siyasetin sertleşmesi, uluslararası ilişkilerde daha agresif bir dil ve politika anlayışını beraberinde getirmiştir. Rusya-Ukrayna Savaşı gibi örneklerde, her iki tarafın da dezenformasyon kampanyalarıyla gerçeği manipüle ettiği görülmektedir. Realist teorinin güç dengesi yaklaşımı, bu sertleşen siyaset ortamında, devletlerin kendi çıkarlarını maksimize etmek adına her türlü araç ve yöntemi meşru gördüklerini bir kez daha ortaya koymaktadır.

Sonuç

Topyekün savaş ve post-truth dönem, gerçeğin manipülasyonunun siyasetin temel bir unsuru haline geldiği iki farklı tarihi süreci temsil eder. Realist teori çerçevesinde değerlendirildiğinde, her iki dönemde de güç ve çıkar mücadelesi, hakikatin araçsallaştırılması ile şekillenmiştir. Sertleşen siyaset, bu sürecin bir sonucu olarak ortaya çıkmış ve toplumlarda derin yarılmalar yaratmıştır.

Bu bağlamda, topyekün savaşta ortaya çıkan propaganda teknikleri, post-truth siyasetinde dezenformasyon araçları olarak evrilmiş ve küresel siyaseti şekillendiren önemli bir unsur haline gelmiştir. Realist teorinin analiz perspektifi, bu iki dönemin dinamiklerini anlamak için önemli bir çerçeve sunmaktadır.

Bu bağlamda politik çözüm önerileri açısında disiplinler arasında bir yol izlemek, dezenformasyon ile mücadelede temel unsurlar arasındadır. Siyasetin sertleşmesi ve toplumsal kutuplaşmanın artması ile çözüm odaklı toplumsal talepleri arttırmaktadır. Bu bağlamda politik stratejiler iletişim ve diyalog kapsamında yumuşak güç unsurlarının kullanılması ile mümkün olacaktır. Şeffaf ve hesap verebilir bir denetim mekanizmasının tüm uluslararası aktörler tarafından oluşturulması, sivil toplum çalışmalarının arttırılması, siyasi partiler arasındaki ortak söylem dilinin geliştirilmesi, yapay zeka destekli algoritmik etki çalışmaları ile mücadele edilmesi gerekmektedir.

Kaynakça

  • Clausewitz, C. (1976). On War. Princeton University Press.
  • Nye, J. (2004). Power in Global Politics. Oxford University Press.
  • Keohane, R. O., & Nye, J. S. (1977). Power and Interdependence: World Politics in Transition. Little, Brown and Company.
  • McIntyre, L. (2018). Post-Truth. MIT Press.
  • Nye, J. (2020). “Propaganda and the New Global Order.” Foreign Affairs.
  • Jackson, R., & Sørensen, G. (2016). Introduction to International Relations: Theories and Approaches. Oxford University Press.

Yazar: Anıl Karahan

Yorum Bırak

At vero eos et accusamus et iusto odio digni goikussimos ducimus qui to bonfo blanditiis praese. Ntium voluum deleniti atque.

Melbourne, Australia
(Sat - Thursday)
(10am - 05 pm)