Demokratik Gerileme Sürecinde Eşit Yurttaşlık ve Toplumsal Barış: Türkiye’de Kurumsal Hukuk Krizleri Üzerine Bir Analiz

  • Anasayfa
  • Analizler
  • Demokratik Gerileme Sürecinde Eşit Yurttaşlık ve Toplumsal Barış: Türkiye’de Kurumsal Hukuk Krizleri Üzerine Bir Analiz

2025-2026 dönemi, Türk siyasetinde, kurumsal hukuk krizleri, AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması, kayyum uygulamaları, kuvvetler ayrılığının ortadan kaldırılmasının bir sonucu olarak yasama organındaki denetim yetersizliği; “eşit yurttaşlık” ilkesinin aşınması ve “çoğunluk despotizmi” kavramları çerçevesinde toplumsal barışın inşa edilip edilemeyeceği sorusu ekseninde kayda düşülecektir.

Bir başka deyişle; hukukun üstünlüğü kalkanının delindiği, hukuki öngörülebilirliğin ortadan kaldırıldığı; yargının iktidar ve toplumsal muhalefete yönelik uygulamalarının alenen farklılaşmasının bir “apartheid” seviyesine ulaştığı, çoğunluk despotizminin en katı uygulamalarının bir siyasi kültür haline dönüştüğü bir dönemde;  eşit yurttaşlık ve toplumsal barıştan bahsedilmesinin politik bir manevradan öteye gidip gidemeyeceği tartışılacaktır.

Bu tartışma, Türkiye’nin Avrupa insan hakları kurumları ve  uluslararası toplum nezdindeki durumuyla da açıkça ortaya koyulmaktadır. Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, AİHM ve Venedik Komisyonu gibi kurumların perspektifinden bakıldığında, Türkiye’deki eşit yurttaşlık ve toplumsal barış tartışmaları doğrudan “hukukun üstünlüğü” ve “kurumsal kapasite” krizi olarak okunmaktadır. Özellikle 2025 yılının son çeyreğinde yayınlanan Komisyon raporları ve Avrupa Konseyi izleme raporlarında geleneksel olarak “azınlık hakları” kaygısının yerini “yargı tarafsızlığının” aldığı bir paradigma değişimini gözlemlemekteyiz. Avrupa kurumları, eşit vatandaşlığı geleneksel olarak azınlık hakları üzerinden okurken, güncel raporlarda bu kavramın “yasalar önünde eşitlik”, “seçici adalet” üzerinden vurgulandığını görüyoruz. Avrupa Komisyonu’nun son ilerleme raporlarında vurgulandığı gibi; yargı, toplumsal barışın teminatı olması gerekirken, siyasi kutuplaşmanın bir aracı haline gelmiş durumdadır.

Türkiye’deki anayasa tartışmaları ve yargı reformu paketleri adı altındaki 3-6 aylık periyotlarla öne sürülen torba yasaların toplumsal bir uzlaşıdan ziyade, yürütmenin gücünü pekiştirme aracı olarak işlev gördüğünü açıkça görebiliyoruz. 11 Yargı Paketinin yasalaştığı, 12. Yargı Paketinin Adalet Bakanı tarafından müjdelendiği bir dönemde; sayısız kanunda yapılan sayısız düzenlemenin hiçbirinin AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarına uygunluk  amacı taşımaması, Terörle Mücadele Kanunu’nda “hukuki belirlilik ilkesi” yönünde gereken değişikliklerin hiçbir tasarıda yer almaması, her yeni yargı paketinin ifade özgürlüğü ve insan hakları bağlamında ciddi itirazlar içermesi ve önceki yargı paketlerinde yer alıp Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen bazı düzenlemelerin, yeni tasarılarda şekil değiştirerek yeniden toplumun önüne sunulması gibii yasama tekniğine uygun olmayan “torba yasa” taktiğinin içinden Roma hukukunda kabul gören tabir ile “siyasi manipülasyon” ve “siyasi dolandırıcılık” dışında bir yaklaşım çıkmaması, Türkiye’de rejimin toplumsal uzlaşıdan ve demokrasiden uzaklaşmasını artık öznel bir değer yargısı değil bir gerçek olarak karşımıza koyuyor.

Toplumsal barış vaadiyle, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kurulurken; diğer yandan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, AK Parti ve MHP’nin sayısal duvarlarına çarpan milli iradenin gaspını ve çoğunluğun despotizmini yaşıyoruz. Gerçekten de, TBMM Genel Kurulu’nda, son dönemde hafızalarımıza kazınan ve ön plana çıkan ifade “AK Parti-MHP oylarıyla reddedildi” olmuştur. TBMM’de halihazırda 15 siyasi parti temsil olunmakta iken; muhalefetin sunduğu binlerce soru önergesi ve kanun teklifi “blok halinde” reddedilmektedir.

28. Yasama Döneminde; Cumhuriyet Halk Partisi 2200, DEM Parti’nin 850 Meclis Araştırma Önergesi sunmuş; ancak TBMM’de yalnızca 7 Meclis Araştırma Komisyonu kurulmuştur ki bu komisyonlar doğrudan AK Parti ve MHP’nin destek sunduğu komisyonlar olmuştur.

Diğer yasama ve denetim faaliyetleri incelendiğinde; aynı yasama dönemi içinde milletvekillerinin toplam 30 bin 546 yazılı soru önergesi verdiği, önergelerin sadece 4 bin 3 tanesinin yasal süresi içinde ilgili bakanlarca cevaplandığı, 16 bin 908 önerge yasal süresi geçtikten sonra yanıtlandığı,  8 bin 792 önerge ise yanıtsız bırakıldığı görülmektedir. CHP 1300, Dem Parti 400 kanun teklifi sunmuş; CHP 40 kadar, Dem Parti 20 kadar genel görüşme önergesi vermiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun bir kanunla kurularak, usul ve esaslarının kanunla belirlenmesi önerisi reddedilmiştir.

TBMM’de temsil olunan, çok geniş bir siyasi yelpazeyi temsil eden 10 siyasi partinin (CHP, DEM Parti, İyi Parti, Gelecek Partisi, Saadet Partisi, DEVA Partisi, YRP, TİP, EMEP, Demokrat Parti) kayyum düzenlemesinin kaldırılması yönünde desteklediği kanun teklifi müzakere edilmemiştir. Böylece, Türkiye’de siyasetin ve toplumun en yakıcı sorusunu en çıplak haliyle sormak gerekmektedir: Bir yurttaşın oyunun, yaşadığı coğrafyaya veya siyasi tercihine göre daha ‘az değerli’ hale getirildiği kayyum uygulamalarının kaldırılması talebinden kaçan bir irade, toplumsal bir uzlaşı mı aramaktadır yoksa kendi otoriter ajandasını “kardeşlik” ambalajıyla topluma mı dayatmaktadır?

Bu sorunun, 23 yılda 12 defa, 177 maddenin 134’ünde yani dörtte üçünde değişiklik yapıldığı halde,  hala uyulması yönünde direnç gösterilen Anayasa’nın yeniden değişikliği yönünden iktidarın aradığı sayısal aritmetik ile birlikte değerlendirildiği bir zemin üzerinde yükselen “toplumsal barış” süreci; Türkiye’nin eşit yurttaşlık, demokrasi ve toplumsal uzlaşı gibi ihtiyaçlarına cevap bulunmasından ziyade, bir seçim mühendisliği mekanizmasına dönüşme riskini taşıdığı yönündeki endişelerin görmezden gelinmesi olanaksızdır.

Toplumsal barış, ancak her yurttaşın kendini demokrasi temelinde yükselen sarsılmaz bir “hukuk kalkanı” altında hissettiğinde mümkündür. Unutmayalım ki hukuk herkesin sığabileceği kadar geniş bir çatı olduğunda toplumsal barış gerçek bir hedef olabilecektir.

Av. Güneş Pehlivan

Çanakkale İl Genel Meclis Üyesi

Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongre Üyesi/ Bölgeler Meclisi Başkan Yardımcısı

Leave A Comment

At vero eos et accusamus et iusto odio digni goikussimos ducimus qui to bonfo blanditiis praese. Ntium voluum deleniti atque.

Melbourne, Australia
(Sat - Thursday)
(10am - 05 pm)