Trump-Xi Zirvesi ve Thucydides Tuzağı

Bugün gerçekleşen Xi Jinping-Donald Trump zirvesi, yalnızca iki liderin diplomatik buluşması değildi. Bu görüşme, aslında son on yılın en önemli jeopolitik tartışmasının canlı bir yansımasına da dönüştü: Çin’in yükselişi ile Amerikan hegemonyasının geleceği arasındaki mücadele ne olacak?

Zirvenin en dikkat çekici anlarından bir tanesi ise Xi Jinping’in ABD heyeti onuruna yeniden “Thucydides Trap”, yani “Thucydides Tuzağı” kavramına atıfta bulunması oldu. 

Xi, bu kavramı kullanırken, Washington ile Beijing’in “tarihin tuzağına düşmemesi gerektiğini” söyledi. 

Bu ifade tesadüfi değildi. Çünkü “Thucydides Trap” artık yalnızca bir akademik teori değil; Çin-Amerika ilişkilerinin merkezindeki zihinsel çerçeve haline gelmiş durumda. Ve bu kavramın modern dünyadaki mimarı, Graham Allison tarafından yazılan “Destined for War: Can America and China Escape Thucydides’ Trap? ” (Savaşa Doğru Giden Kader: ABD ve Çin, Thucydides Tuzağı’nı Aşabilirler Mi?)kitabı oldu.

Xi, Trump onuruna Büyük Halk Salonu’nda verilen devlet yemeğinde “Thucydides Tuzağı” kavramını oldukça bilinçli ve sembolik bir biçimde kullandı. Bu ifade, resmi görüşmelerin ardından yapılan akşam yemeği konuşmasının merkezindeki stratejik mesajlardan biriydi. Xi’nin amacı yalnızca tarihsel bir referans yapmak değil; ABD’ye, Çin’in yükselişine karşılık Washington’dan nasıl bir yaklaşım beklediğini doğrudan anlatmaktı.

Xi konuşmasında şu çerçeveyi kurdu: Çin ile ABD dünyanın en önemli ikili ilişkisini oluşturuyor ve iki ülke “işbirliğinden kazanç elde eder, çatışmadan geride kalansa sadece kayıp olur”. Ardından iki ülkenin “Thucydides Trap’i aşması” gerektiğini söyledi.

Xi’nin verdiği temel mesaj şuydu: Tarihte yükselen güçler ile mevcut hegemonlar çoğu zaman savaşa sürüklendi; ancak Çin ve ABD bunu tekrar etmek zorunda değil. Yani Xi, Trump’a doğrudan “Çin’in yükselişi Amerika için otomatik olarak savaş anlamına gelmemeli” demeye çalışıyordu.

Xi’nin yemekte kullandığı ton oldukça dikkatliydi. Bir yandan tarihsel felaket ihtimaline işaret etti; diğer yandan ise bunu önleyebilecek liderler olduklarını ima etti. Bu nedenle konuşma sert bir meydan okumadan çok, “rekabeti yönetelim”; hatta “işbirliği yapalım” çağrısı şeklindeydi.

Çin lideri ayrıca Trump’ın “Make America Great Again” söylemi ile kendi “Çin ulusunun büyük yeniden dirilişi” vizyonu arasında paralellik kurmaya çalıştı. Xi’nin temel argümanı şuydu: Çin’in güçlenmesi Amerika’nın çöküşü anlamına gelmek zorunda değil. Çin tarafı özellikle “ABD ve Çin rakip değil ortak olmalı” ifadesini öne çıkardı. 

Bu noktada “Thucydides Tuzağı” referansının, Çin için diplomatik açıdan çok katmanlı olduğu görülüyor.

Birinci katman, doğrudan Washington’a verilen stratejik mesajdı: “Çin yükseliyor; bunu engellemeye çalışırsanız sistemsel çatışma riski artar.”

İkinci katman ise iç kamuoyuna yönelikti. Xi, Çin halkına ve parti elitlerine “ABD ile rekabet tarihi ölçekte bir mücadeledir” mesajı verdi. Böylece Çin-Amerika gerilimini sıradan ticaret anlaşmazlıklarının ötesinde, tarihsel bir güç geçişi olarak çerçeveledi.

Üçüncü katman ise küresel diplomasiye yönelikti. Xi, Çin’in dünyaya “savaş istemeyen yükselen güç” görüntüsü vermeye çalıştı. Bu yüzden Thucydides Tuzağı’nı yalnızca tehdit olarak değil, “kaçınılması gereken tarihsel hata” olarak sundu.

Aslında Xi’nin bu kavramı bir devlet yemeğinde kullanması bile başlı başına dikkat çekiciydi. Çünkü bu tür resmi akşam yemekleri genellikle kültürel dostluk, ekonomik işbirliği ve diplomatik nezaket vurgularıyla geçer. Xi ise bunun yerine antik tarih, hegemonya geçişi ve büyük güç savaşı riskine gönderme yaptı.

Konuşmanın en dikkat çekici kısmı ise Tayvan vurgusuydu. Xi, Tayvan konusunun “yanlış yönetilmesi” halinde iki ülkenin “çatışma ve hatta savaş” yaşayabileceği uyarısında bulundu. Bu uyarı, Thucydides Tuzağı referansının hemen yanında geldiği için özellikle önemliydi. Çünkü Beijing açısından Tayvan, ABD-Çin ilişkilerinin potansiyel “tetik noktası” olarak görülüyor. 

Uluslararası İlişkilerde Thucydides Tuzağı

“Thucydides Tuzağı”, uluslararası ilişkilerde son yılların en çok tartışılan kavramlarından biri. Özellikle de, Çin ve ABD arasındaki rekabet bağlamında sık sık gündeme gelmişti.

Kavramın kökeni Antik Yunan’a dayanıyor. 

Adını da, MÖ 5. yüzyılda yaşamış tarihçi Thucydides’ten alır. Thucydides, Peloponez Savaşı’nı anlatırken şu ünlü cümleyi kurmuştu:

“Savaşı kaçınılmaz kılan şey, Atina’nın yükselişi ve bunun Sparta’da yarattığı korkuydu.”

Buradaki temel fikir şu: Bir devlet hızla yükselip mevcut büyük gücün konumunu tehdit etmeye başladığında, hâkim güç kendisini güvensiz hisseder. Bu durum korku, yanlış hesaplama, silahlanma yarışı ve giderek artan stratejik gerilim yaratır. Sonuçta taraflar istemese bile sistem savaşa sürüklenebilir.

Başta söylediğimiz gibi, modern dünyada bu kavramı küresel ölçekte popülerleştiren kişi ise Graham Allison oldu. Allison, Harvard Kennedy School bünyesindeki Belfer Center for Science and International Affairs çatısı altında yürüttüğü araştırmalarla bu teoriyi yeniden gündeme taşıdı. Dediğimiz gibi, özellikle 2017’de yayımlanan “Destined for War” adlı kitabı büyük yankı uyandırdı.

Allison’ın temel argümanı şuydu: Çin bugün yükselen güçtür; ABD ise mevcut hegemon güçtür. Tarihte bu tür güç geçişleri çoğu zaman çatışmayla sonuçlanmıştır.

Harvard Belfer Center’ın hazırladığı “Thucydides’s Trap Case File” (Thucydides Tuzağı Vaka Dosyası) adlı çalışmada son yaklaşık 500 yılda benzer 16 büyük güç geçişi incelendi. Bunların 12’sinin savaşla sonuçlandığı ileri sürüldü. İncelenen örnekler arasında şu gibi rekabetler vardı:

-Atina-Sparta, 

-Britanya-Almanya, 

-Fransa-Habsburg İspanyası, 

-Japonya-Rusya, 

-Nazi Almanyası-Britanya, 

-Sovyetler Birliği-ABD 

Örneğin: 20. yüzyıl başında Almanya hızla sanayileşip Britanya’nın küresel üstünlüğünü tehdit ettiğinde Birinci Dünya Savaşı çıktı. Japonya’nın yükselişi Pasifik’te ABD ile çatışmaya dönüştü. Ancak bazı örneklerde savaş önlenebildi. Soğuk Savaş sırasında ABD ile Sovyetler Birliği doğrudan savaşa girmedi; çünkü nükleer caydırıcılık ve diplomatik denge sistemi çatışmayı sınırladı. 

Bu nedenle Allison aslında “savaş kesin olacak” demiyordu. Daha çok şu uyarıyı yapıyordu:“Yapısal gerilim çok yüksektir; liderler dikkatli olmazsa tarih kendini tekrar edebilir.”

Kavram özellikle Çin’de büyük ilgi gördü. Xi Jinping, 2010’lardan itibaren defalarca “Çin ve ABD Thucydides Tuzağı’na düşmemeli” dedi. Xi’nin kastettiği şey şuydu: ABD, Çin’in yükselişini otomatik olarak düşmanlık sebebi olarak görmemeli; aksi halde iki taraf da istemediği halde çatışmaya sürüklenebilir.

Thucydides Tuzağı kavramının ortaya atılmasından önce de Xi Jinping, özellikle 2010’ların ortasından itibaren “new model of major power relations”; yani “yeni büyük güç ilişkileri modeli” kavramını öne çıkardı. Amaç, ABD ile doğrudan bir Soğuk Savaş veya sıcak savaş yaşanmadan Çin’in küresel güç olarak yükselmesini sağlamaktı.

Xi Jinping’in kullandığı “New Model of Major Power Relations” kavramının Çince orijinali şöyle:

新型大国关系 (xīnxíng dàguó guānxì)

Kelime kelime çevrildiğinde:

• 新型 (xinxing): yeni model 

• 大国 (daguo): büyük güç / büyük devlet 

• 关系 (guanxi): ilişkiler 

Dolayısıyla en doğrudan çevirisi şöyle olabilir: “Yeni Model Büyük Güç İlişkileri”

Xi Jinping bu kavramı özellikle 2012-2014 döneminde yoğun biçimde öne çıkardı. Kavramın amacı, Çin ile ABD arasında klasik büyük güç çatışmasının; yani, sonradan Allison’ın “Thucydides Tuzağı” olarak kavramsallaştırdığı açmazınönlenebileceği fikrini ortaya koymaktı.

Xi’nin çerçevesine göre bu model üç temel ilkeye dayanıyordu:

1. 不冲突不对抗 (bu chongtu bu duikang) çatışmama, karşı karşıya gelmeme 

2. 相互尊重 (xianghu zunzhong) karşılıklı saygı 

3. 合作共 (hezuo gongying) işbirliği ve karşılıklı kazanım 

Özellikle “karşılıklı saygı” kısmı Beijing açısından çok önemliydi. Çünkü Çin burada aslında ABD’den şu taleplerde bulunuyordu: Çin Komünist Partisi’nin yönetim modelini meşru kabul et, Çin’in “çekirdek çıkarlarına” (özellikle Tayvan, Güney Çin Denizi, rejim güvenliği) müdahale etme, ve Çin’in yükselişini bir tehdit değil doğal bir süreç olarak kabul et. 

Bu kavram ilk kez geniş ölçekte Xi Jinping’in 2013 yılında California’daki Sunnylands zirvesinde Barack Obama ile görüşmesinde uluslararası gündeme taşındı. Çin medyası bunu adeta yeni dönemin stratejik doktrini gibi sundu.

Ancak Washington’da kavrama her zaman şüpheyle yaklaşıldı. Çünkü birçok Amerikalı stratejist, Beijing’in “new model of major power relations” söylemiyle aslında ABD’den Çin’in etki alanını fiilen tanımasını istediğini düşünüyordu.Özellikle Obama yönetiminin ikinci döneminden itibaren Amerikan tarafı bu ifadeyi resmi belgelerde kullanmamaya başladı. Trump döneminde ise kavram neredeyse tamamen rafa kaldırıldı; onun yerine “strategic competition” (stratejik rekabet) dili hâkim oldu.Demokratlar yeniden iktidara geldiğinde, Joe Biden yönetimindeki Beyaz Saray da, “stratejik rekabet” kavramını Trump’tan devraldı ve hatta, ABD dış politikasının temellerinden biri haline getirmeye çalıştı.

 

Çin dış politikasında 新型大国关系 kavramı hâlâ çok önemli. Çünkü bu kavram, Xi Jinping döneminin temel stratejik hedeflerinden birini özetliyor: Çin’in yükselişini, ABD ile doğrudan savaşa girmeden yönetebilmek.

Bu yüzden Xi, Trump onuruna verilen devlet yemeğinde yeniden Thucydies Tuzağı kavrama atıf yaptı. Çünkü Beijing açısından mesele yalnızca ticaret savaşı değil; tarihsel ölçekte bir güç dengesi değişimi. Ve Xi yönetimindeki Çin, Trump’ın temelini attığı dış politika yönelimlerinin onun başkanlığı dönemi sonrasında da kalıcalaştığına bizzat Obama sonrası dönemde Demokratlar Biden ile Beyaz Saray’a döndüğünde şahit oldu. O yüzden, Trump gibi “norm dışı” bir liderle varılacak bir anlaşmanın ABD için bir devlet politikasına dönüşebileceğinin bilincindeler. İlk Trump döneminde başlayan “ticaret savaşından”, Biden döneminde daha derin bir rekabet ve çekişmeye dönüşen ilişkileri de, o yüzden şimdi dönüştürmek istiyorlar.  

Bugün “Thucydides Tuzağı” tartışmaları özellikle şu başlıklar üzerinden yürütülüyor:

-Tayvan, 

-Güney Çin Denizi, 

-Semiconductor/Yarı iletken teknolojileri, 

-AI/Yapay zekâ yarışı, 

-Askeri deniz üstünlüğü, 

-Dolar temelli finansal sisteminin geleceği, 

-Küresel tedarik zincirleri, 

-Hint-Pasifik stratejisi. 

Daha önce de vurguladığımız gibi, bu başlıkların düşündürdüğü meselenin yalnızca iki ülkenin rekabet etmesi değil; dünyanın hangi güç tarafından şekillendirileceği sorusunun ortada durduğu.

Bu arada, Thucydides Tuzağı kavramına yönelik eleştiriler de  var elbette. Birçok uzman, Allison’ın tarihsel örnekleri fazla mekanik yorumladığını düşünüyor. Eleştirmenlere göre, Çin ve ABD ekonomik olarak birbirine aşırı bağımlı, nükleer silahlar da caydırıcı rol oynamaya devam ediyor. Küreselleşmiş ekonomi de, klasik güç savaşlarını zorlaştırıyor. Dolayısıyla bazı akademisyenler “Thucydides Tuzağı” tezinin fazla karamsar ve determinist olduğunu savunuyor.

Yine de kavramın etkisi çok büyük oldu. Çünkü bu teori, ABD-Çin ilişkilerini yalnızca diplomatik krizler veya ticaret anlaşmazlıkları olarak değil; tarihin büyük güç döngülerinden biri olarak çerçeveliyor. Ve gerçekten de, durum böyle. Trump ve Xi gerçekten anlaşabilirlerse, dünyayı iki güç beraber ve ortaklaşarak şekillendirecek. Şimdi tahayyülü güç, yönetilmesi zor ama belki de…

Sezin Öney-Hazar Gökçen

Leave A Comment

At vero eos et accusamus et iusto odio digni goikussimos ducimus qui to bonfo blanditiis praese. Ntium voluum deleniti atque.

Melbourne, Australia
(Sat - Thursday)
(10am - 05 pm)