Türkiye’de son yıllarda hukukçuların gündemi, dünyanın pek çok yerinden farklı bir
zorunluluğun etkisi altında şekilleniyor. Türkiye’de hukukçuların enerjisinin büyük bölümü
hala en temel ilkeleri koruma mücadelesine ayrılıyor. Yargı bağımsızlığı, adil yargılanma
hakkı, ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü gibi aslında yerleşmiş olması gereken
kavramların yeniden ve yeniden savunulmak zorunda kalınması bizi giderek geleceğin
hukukuna yetişmek konusunda geride bırakıyor. Oysa teknoloji, hukukun yetişmesini
beklemiyor. Aksine, hukuk her geçen gün teknolojinin gerisinde kalma riskiyle karşı karşıya.
Bizler en temel haklarımızı savunmaya çalışırken aynı anda dünyanın başka bir yerinde
hukukçular bambaşka soruların peşinde. Bir yapay zeka sisteminin verdiği zarardan kim
sorumlu tutulacak? Kuantum bilgisayarların mevcut şifreleme düzenini kırması halinde veri
güvenliği nasıl korunacak?
Türkiye’de hukuk gündeminde bu konulara çok fazla değinilememesi durumu anlaşılır.
Zira hukukun temelleri zayıflarken geleceğin hukukunu inşa etmek mümkün değildir. Yine de
her ne kadar temel haklarımızı koruma mücadelemizi asla bırakmayacak olsak da aynı
zamanda gündemimize yapay zeka sistemlerinin sorumluluğundan kuantum teknolojilerinin
veri güvenliğine etkisine kadar uzanan yeni hukuki sorunları, teknolojik gelişmeleri getirmek
zorundayız. Aksi halde, temel ilkeleri koruma mücadelesi sürerken, geleceğin hukuk
düzeninin oldukça dışında kalma riskimiz giderek büyüyecektir. O yüzden bu yazımda
geleceğin ve şimdinin teknolojilerine, bu teknolojilerin hukuka etkilerine ve bu teknolojilere
yetişemememiz durumunda yaşayacağımız sorunlara değinmek istiyorum.
Öncelikle kuantum bilgisayarları ile başlayacağız ve bunun için de kuantum
bilgisayarlarını basitçe anlatmam gerekiyor. Kuantum bilgisayarları anlayabilmemiz için ilk
önce klasik bilgisayarları anlamamız gerekir. Klasik bilgisayarlar bitlerle (1 ve 0) çalışır.
Buradaki önemli nokta şudur; klasik bilgisayarlarda bu bit parçaları herhangi bir anda sadece
ya 1 değerini ya da 0 değerini alabilir. Kuantum Bilgisayarlarında ise durum farklıdır.
Kuantum bilgisayarlar Kübit (kuantum bit) ile çalışır. Burada kuantum fiziğinde sıkça
gördüğümüz üzere bir muğlaklık vardır. Bunu en anlaşılabilir şekilde anlatmamız gerekirse,
bir kübit aynı anda hem 0 hem de 1 ama yine aynı zamanda ne 1 ne de 0 durumunda
olabilir.
Kuantum bilgisayarlar, klasik bilgisayarlardan da süper bilgisayarlardan da çok daha
güçlüdür. Google’ın Aralık 2024’te tanıttığı ‘Willow’ isimli kuantum işlemcisi, dünyanın en
güçlü süper bilgisayarının ancak 10 septilyon yılda yapabileceği devasa bir hesaplamayı 5
dakikadan kısa sürede tamamladığını duyurmuştu. En iyi ve en güçlü klasik bilgisayarların,
şifrelemenin temelini oluşturan büyük sayıları çarpanlarına ayırma (RSA ŞİFRELEME) gibi
karmaşık problemleri çözmesi milyonlarca yıl alabilmekteyken kuantum bilgisayarlar için
saniyeler içinde çözülebilecek bir problemdir. Bu kuantum bilgisayarların klasik veya süper
bilgisayarlarla oluşturulmuş herhangi bir şifrelemeyi rahatlıkla aşabileceği anlamına gelir.
Günümüzde Bankaların, internet sitelerinin ve pek çok farklı kurumun kullandığı en yaygın
şifreleme tekniklerinden olan RSA şifreleme tekniğini yukarıda da değindiğimiz üzere
kuantum bilgisayarların saniyeler içinde çözebiliyor olması siber güvenlik açısından büyük bir
tehdittir. Klasik veya süper bilgisayarla konulan herhangi bir şifrelemenin, kuantum
bilgisayarla rahatça çözülebiliyor olması, kuantum bilgisayara sahip olmayan ülkelerin,
kuantum bilgisayara sahip olan ülkelerden bilgilerini koruyamayacağı anlamına gelir. Bu ciddi
bir güvenlik tehdididir. Kuantum bilgisayarlar ile oluşturulan şifreleme yöntemlerinin
kullanılması, kuantum sonrası kriptografi adımlarının güçlendirilmesi diğer kuantumbilgisayarlara karşı korunmak için en önemli noktadır. Bu sistem şifre çözmekte başarılı
olduğu kadar diğer bilgisayarların çözemeyeceği şifreler koymakta da başarılıdır.
Türkiye’deki duruma değinecek olursak;
Türkiye’de TOBB ETÜ teknoloji merkezi tarafından Kasım 2024 yılında 5 Kübitlik QuanT
bilgisayarı tanıtıldı. Bu teknolojik gelişme her ne kadar bizi mutlu etse de 5 kübitlik sistem
devasa verileri işlemek veya çözülemeyecek şifreler oluşturmak konusunda yeterli değildir
ve geliştirilmeye ihtiyaç duymaktadır diyebiliriz. Aynı zamanda iktidar yetkilileri kuantum
bilgisayarı ile dışa bağımlılığın azaltıldığını iddia etse de, yüksek kapasiteli kuantum
bilgisayarlar geliştirmemizin önündeki en büyük fiziksel engellerden birinin çip üretim alt
yapımızın olmaması olduğu da bilinmektedir. Süperiletken Çip üretimi ile ilgili daha çok bütçe
ayrılıp, buna gerekli önem verilmezse teknolojik bağımsızlıktan bahsedemeyiz.
Dünyada gelişmiş ülkeler bu alanı bir milli güvenlik ve ekonomi meselesi olarak görüp
devasa fonlar ayırmaktadır. Türkiye’nin ise henüz hedefleri, bütçeleri ve kurumlar arası
sorumlulukları net olarak yasalaşmış kapsamlı bir Türkiye Kuantum Stratejisi belgesi
bulunmamaktadır. Türkiye’deki bilim insanları bu teknolojiyi Türkiye’ye getirebilecek
yetenekte olduklarını QuanT ile kanıtlamıştır ancak kaynak yönetimindeki eksiklikler ve
finansman yetersizliği, bu projelerin ilerlemesini engellemektedir. Kuantum Bilgisayar yarışı
gün geçtikçe hız kazanmaktadır ve kuantum bilgisayarların üst kapasitesine ulaşabilmek için
ülkeler sürekli yarış halindedir. Kuantum bilgisayarların gerçek potansiyellerini görebilmek
için binlerce hatta milyonlarca kübitle çalışan bilgisayarlar üretme çalışmaları sürmektedir.
Kuantum devrimi ülkemizde yalnızca cihazlarla değil, çok disiplinli uzman beyinlerle
gerçekleşebilir. Ancak iktidarın akademiye önem vermemesi, ekonomik istikrarsızlık ve
liyakatsizlik nedeniyle nitelikli gençlerimiz ve bilim insanlarımız yurt dışına göç etmektedir. Bu
da gün geçtikçe kuantum teknolojileriyle olan bağımızı koparmaktadır.
Türkiye’nin kendi kuantum bilgisayarını (QuanT) yapması dışa bağımlılığı kırmak adına
atılmış çok değerli bir ilk adımdır; ancak günümüz şartlarında gerekli stratejiler ilan
edilmeden, uzman beyinlere, bilim insanlarına gerekli önem verilmeden kuantuma sahip
diğer ülkelerle yarışmamız zordur.
Teknolojik gelişmelere değindiğimize göre bu yaşananlar hukuku gelecekte nasıl
dönüştürecek sorusunu sorabiliriz. Hukuk camiasının dünya genelinde şu sıralar en çok
mesai harcadığı konu mevcut şifreleme sistemlerinin kuantum teknolojisinin geleceğinde
kolayca kırılabilecek olmasıdır. Küresel e-ticaret, bankacılık hatta devlet sırları bu
şifrelemelere emanettir. Şu anda mevcut kuantum bilgisayarların bu şifreleri kırmak için
yeterli kübitleri olmasa da kötü niyetli aktörler, bugün çözemedikleri şifreli ve hassas verileri
çalmakta ve gelecekte güçlü kuantum bilgisayarlar yaygınlaştığında çözmek üzere
depolamaktadır. Terminolojiye “Şimdi Topla, Sonra Çöz” olarak geçen bu strateji veri
güvenliğini ciddi şekilde tehdit etmektedir.
Kanunlarımıza baktığımızda KVKK madde 12 kapsamında veri sorumluları, kişisel
verilerin hukuka aykırı işlenmesini, erişilmesini ve muhafazasını sağlamak adına gerekli her
türlü teknik ve idari önlemi almak zorundadır der. Bankaların Bilgi Sistemleri ve Elektronik
Bankacılık Hizmetleri Hakkında Yönetmelik madde 9/2 ise Veri gizliliğini sağlamada
kullanılacak şifreleme teknikleri için güncel durum itibariyle güvenilirliğini yitirmemiş ve günün
teknolojisine uygun algoritmalar kullanılacağı ifade edilir.
Mevzuatımızdaki bu açık hükümler, kuantum sonrası dünya için yepyeni bir yorum
gerektirmektedir. Zira “günün teknolojisine uygun” ve “güvenilirliğini yitirmemiş” kavramları
günümüz şartları için uygun olmayacaktır.
“Şimdi Topla, Sonra Çöz” stratejisinin uygulandığı
bir dönemde, günün teknolojisine uygun geleneksel şifreleme yöntemleri ile yetinmek
hukuken yeterli bir teknik önlem sayılabilir mi?Bu noktada NIST tarafından yayımlanan Kuantum Sonrası Kriptografi standartlarının konuşulmaya başlanması, verilerin güvenliği adına gelecek risk öngörülerek bu konuda
çalışmalar yapılması ve vakit kaybetmeden ‘kuantum sonrası kriptografi’ standartlarının veri
güvenliğimizi korumak adına gündeme getirilmesi gerekmektedir.
Dünya çapında hukuk camiasının en ilginç tartışma konularından biri olan yapay zeka
hukukuna bir sonraki yazımda değineceğim.
A. Alkım Gökçe / Hukukçu



