Perşembe günü Merkez Bankası, yılın ilk Enflasyon Raporu sunumu ile kamuoyunun karşısına çıkıyor. Teorik olarak bu toplantılar; para politikasının rotasını, varsayımlarını ve hedeflerini paylaşmak adına düzenlenir. Ancak Türkiye’de uzunca bir süredir salt ekonomik bir projeksiyon olmanın ötesine geçerek; ekonomi yönetiminin inandırıcılık kapasitesinin test edildiği kritik birer güven eşiğine dönüştü. Dolayısıyla, bu yılın ilk toplantısını doğru okumak için, önce geçtiğimiz yılın hikâyesine bakmak gerekiyor.
Geçen Yılın Çerçevesi Neydi?
2025 yılı boyunca Merkez Bankası’nın raporlarında ve sunumlarında sarsılmaz bir çerçeve hâkimdi: Dezenflasyon sürecinde olduğumuz vurgulanıyor, sıkı para politikasının iç talebi kademeli olarak yumuşattığı ifade ediliyor ve faiz artışlarının finansal sisteme nüfuz etmeye başladığı anlatılıyordu. Bu kurgunun doğal bir sonucu olarak da yılın ikinci yarısında enflasyon tablosunda belirgin bir iyileşme müjdeleniyordu. Teknik açıdan bakıldığında butablo tutarlıydı; faizler yükselmiş, kredi muslukları kısılmış ve iç talep dizginlenmişti ancakasıl mesele, bu teknik şemanın toplumsal ve ekonomik gerçeklikle kurduğu bağın zayıflığıydı.
Rakamlarla Hayat Arasındaki Mesafe
2025 genelinde manşet enflasyonda zaman zaman geri çekilmeler kaydedilse de, hane halkının gündelik yaşamında bu iyileşme yeterince karşılık bulmadı. Gıda fiyatları, kira bedelleri ve özellikle katılık sergileyen hizmet enflasyonu, para politikasının en zorlandığı cepheler olmayı sürdürdü. Raporlarda sıkça başvurulan “ana eğilimde iyileşme” tabiri; mutfak enflasyonu ve barınma maliyetleriyle kıyaslandığında, geniş kitleler nezdinde ikna edici bir zemin bulmakta güçlük çekti. Bu tablo, enflasyonun sadece rakamsal bir problem değil, özünde bir güven meselesi olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Tahminler Güncellendi, Güven Güncellendi mi?
Geçtiğimiz yıl Merkez Bankası, enflasyon tahminlerini birkaç kez yukarı yönlü revize etmekdurumunda kaldı. Bu güncellemeler teknik açıdan savunulabilir olsa da beklenti yönetimi tarafında ciddi bir aşınmayı beraberinde getirdi: Öngörü gücünün zayıflaması. Enflasyonla mücadelede faiz ne kadar gerekliyse, beklentileri yönetmek de o kadar önemli ve gereklidir. Beklentiler bozulduğunda, en sıkı para politikası bile fiyatlama davranışlarını kalıcı biçimde dönüştürmekte yetersiz kalır. 2025, tam da bu paradoksun gölgesinde geçti; sıkı duruş mevcuttu ancak fiyatlama refleksleri hâlâ geçmiş enflasyona endeksliydi.
2026’ya Girerken Beklentiler
Yeni yıla girerken piyasa iki farklı beklenti hattına ayrılmış durumda. Bir yanda, sıkı duruşun gecikmeli etkilerinin artık daha net hissedileceğini, iç talebin soğuduğunu ve kur geçişkenliğinin sınırlı kaldığını savunanlar var. Diğer tarafta ise şu temkinli soru yükseliyor: Para politikası tek başına yeterli mi? Maliye disiplini, gelirler politikası ve yapısal reformlarla desteklenmeyen bir sürecin kalıcı olması güçtür. Ücret ayarlamaları, kira dinamikleri ve kamu fiyatlamaları, Merkez Bankası’nın doğrudan kontrol alanı dışında kalan ama enflasyon üzerinde belirleyici etkisi olan başlıklar olmayı sürdürüyor.
Perşembe Günü Bizi Ne Bekliyor?
Bu haftaki toplantı, yalnızca yeni tahminlerin açıklandığı bir sunum olmayacak; aynı zamanda Merkez Bankası’nın kararlılığının ve anlatısının ne kadar inandırıcı olduğunun sınandığı bir arena olacak. Piyasa artık iyi niyetli cümlelerden ziyade, somut koşullar ve net eşikler arıyor. Zira “Gerekirse sıkılaşırız” söylemi ile “Şu koşullar sağlanmadan gevşeme yok” duruşu arasında, piyasa güveni açısından büyük bir fark var.
Sonuç: Bir Güven Testi
Perşembe günü açıklanacak rapor, teknik bir dokümandan çok daha fazlası olacak. Bu toplantı, Merkez Bankası’nın yalnızca enflasyonla değil, inanç kaybıyla da mücadelesinin bir parçası. Çünkü enflasyonla mücadele sadece faizi ayarlamak değildir; topluma, piyasaya ve yatırımcıya “bu sefer gerçekten kararlıyız” duygusunu geçirebilmektir. Rakamlar düşebilir; ancak güven düşerse, enflasyon bir süre sonra yeniden yükselir. Bu nedenle perşembe günü asıl bakılması gereken bir grafik değil; anlatının tutarlılığı ve kararlılığın inandırıcılığı olacaktır.
Dicle Bozdan Kala



