Ocak ayı enflasyon verisi açıklandı. Aylık enflasyon yüzde 4,84 olurken yıllık enflasyon yüzde 30,65 olarak gerçekleşti. Resmaî söyleme göre “düşüş eğilimi sürüyor.”
Peki gerçek ne söylüyor? Gerçek: Enflasyon düşmüyor, yalnızca şekil değiştiriyor.
Ve bu şekil değişimi, rakamlarda iyimserlik üretirken, toplumun cebinde doğrudan bir yıkıma dönüşüyor.
Baz Etkisiyle Gelen “Rahatlama”
Yıllık enflasyonun gerilemesi bir başarı hikâyesinden ziyade bir illüzyon. Geçen yılın yüksek oranları sayesinde ortaya çıkan baz etkisi, bugünkü tabloyu olduğundan daha iyi gösteriyor. Ancak ekonomide belirleyici olan yıllık oran değil, aylık fiyat artışlarının hızıdır.
Yılın daha ilk ayında yüzde 5’e dayanan bir artış, enflasyonla mücadelede “kontrol altına alındı” söylemini boşa düşürüyor. Bu veri, Türkiye’nin hâlâ yüksek enflasyonlu ülkeler liginde olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Gerçek Enflasyon Cüzdandaki..
Açıklanan veriyle birlikte acı gerçek de netleşti:
Ocak ayı enflasyonu ile asgari ücretin 1.358 TL’si, emekli aylığının ise neredeyse 1.000 TL’si şimdiden eridi.
Henüz yılın ilk ayı bitmeden, ücret artışlarının önemli bir bölümü buharlaştı. Daha maaşlar tam olarak hissedilmeden, alım gücü geri alındı. Bu tabloya rağmen hâlâ “enflasyon düşüyor” demek, inandırıcılıktan biraz uzak sanki.
Asgari ücretli için enflasyon, market rafındaki etikettir.
Emekli için enflasyon, ödenemeyen faturadır.
Gençler için enflasyon, ertelenen hayattır.
Hayat Pahalı, Ama Anlatı Ucuz
Gıda, kira, ulaşım ve eğitim… Yani vazgeçilemeyen kalemler. Enflasyonun en sert vurduğu alanlar tam olarak buralar. Bu nedenle açıklanan oranlarla hissedilen hayat pahalılığı arasındaki fark her geçen ay daha da açılıyor.
Sorun sadece fiyatların artması değil; gelirlerin bu artışa hiçbir şekilde yetişememesi. Enflasyon düşerken bile yoksullaşan bir toplum tablosu ile karşı karşıyayız.
Para Politikası mı, Sabır Testi mi?
Merkez Bankası, bir yandan enflasyonla mücadele ettiğini söylerken, diğer yandan faiz indirimlerini gündemde tutuyor. Ancak fiyatlama davranışları hâlâ kırılmamışken atılan her gevşeme adımı, bugünkü yüksek aylık enflasyonun zeminini hazırlıyor.
Ortaya çıkan tablo şu:
Enflasyonla mücadele, teknik bir program olmaktan çıkmış, toplum için bir sabır testine dönüşmüş durumda.
Enflasyon Bir Rakam Değil, Bir Güven Krizidir
Enflasyon yalnızca ekonomik bir sorun değildir; aslında güven ilişkisinin bir göstergesidir. İnsanlar fiyatların düşeceğine inanmıyorsa, firmalar yarını göremiyorsa, enflasyon kalıcı olarak düşmez.
Bugün Türkiye’de düşen şey enflasyon değil; beklentiler.
Artan ise belirsizlik ve geçim kaygısı.
Sonuç: Rakamlar İyileşiyor, Yoksulluk Derinleşiyor
Ocak ayı verisi bize çok net bir şey söylüyor:
Türkiye’de enflasyonla mücadele, kağıt üzerinde ilerliyor; hayatta ise aynı şekilde ilerlemiyor.
Rakamlar düşüyor olabilir ama toplum rahatlamıyor. Çünkü bu mücadele, henüz mutfağa, kiraya, faturaya yansımadı. Yansımadığı sürece de “başarı” söylemi, sadece istatistiksel bir teselli olarak kalmaya mahkûm.
Gerçek başarı, enflasyon tablosunda değil; halkın cebinde ölçülür.
Ve o cep, bugün hâlâ boşalıyor.
Dicle Bozdan Kala


