Toplumsal analiz yapabilmek için toplumu, onu belirleyen tüm yönleriyle değerlendirmenin gerekli olduğunu düşünenlerdenim. Dönem dönem toplumsal analizlerde düşünürler toplumu açıklamak için yaptıkları analizlerinde farklı yöntemleri kullanmışlardır. İlkçağ filozoflarından günümüz sosyal bilimcilerine kadar farklı görüşe sahip çok farklı düşünce sistemi olagelmiştir. Sorgulamaya bilgi var mıdır ve varlığın var olup olmamasından başlayan düşünürlerden yakın dönemde meşruiyet kaynağının sorgulanmasına, bürokrasinin gerekli olup olmadığına uzanan geniş bir yelpazede bilgi dünyası kümülatif olarak şekillenmiştir. Elbette bu birikimde bazı kesin bilgilere ulaşıldığı gibi düşünsel anlamda bazı sorgulamalarda kesinlik içermeyen ama kendi içinde tutarlılık arz eden ve düşün dünyasında yer edinen fikirler de vardır. Sosyolog, iktisatçı ve hukukçu Max Weber, 19. Yüzyıla damga vurmuş önemli bir düşün insanıdır. Özellikle de Karl Marx gibi bilinen bir düşün insanıyla teorik olarak fikir ayrılıkları ona her dönemde çokça atıf yapılmasına neden olmaktadır. Marx’ın toplumu analiz etmesinde alt yapıya “Ekonomi”yi yerleştirmesi ve toplumun diğer yapılarının buna göre şekillendiğini öngören açıklamasına karşıt olarak Weber’in “Sınıf, statü ve parti” kavramlarıyla karşılık vermesi önemli bir ayrımdır. Kaçınılmaz bir gerçek olarak bu iki düşünürüb fikirleri bu kadar kısa şekilde anlatılamayacak kadar derindir.
Bu yazının konusu dünya tarihi açısından önemli bir sosyolog olan Max Weber’in ortaya koyduğu “Otorite Tipleri” kuramı üzerinden güncel bir siyasetçi olan Özgür Özel’in 38. Olağan Kurultayı kazandıktan sonra Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olması ve sonrasında yaşanan gelişmelerle sadece bir genel başkan değil aynı zamanda süreç içerisinde değişerek lider olması şekillendirecek. Teori ve uygulama her zaman birlikte yol yürümez ama bazı önemli teoriler var ki üzerinden asırlar geçse bile hala güncelliğini korur. Hatta sadece güncelliğini korumaz. Uygulama sahası içerisinde örneklerle kendini yeniden canlandırarak diri tutabilir. 20. Ve 21. Yüzyılda Siyaset Bilimi ve gündelik siyaset çok çabuk değişmekte ve bu değişim sürekli biçim değiştirmektedir. Dönemsel olarak siyasi partilerin, dönemsel olarak liderlerin hatta bazı dönemlerde ideolojilerin bile farklı şekillerde değiştiği görülmektedir. Tam bitti yıkıldı derken bir an da tekrar yükseldiklerine şahit olduğumuz olaylarla karşılaşmaktayız.
Max Weber Otorite Tipleri
Max Weber, egemenlik kavramı üzerinden şekillendirdiği bu teorisinde, aslında yönetme yetkisinin meşruiyet kaynağını tanımlamak istemektedir. Özellikle onun yaşadığı dönemin sanayi toplumuna geçiş süreci olması, toplumsal yapının tarım toplumundan sanayi toplumuna doğru değiştiği bir döneme denk gelmesi, analizlerinin sosyolojik açıdan önemini daha da artırmaktadır. Sosyologlar bazı zamanlarda yaşadıkları dönemin resmini çekecek çalışmalar da yapmaktadır. Bu çalışmalar, o dönemleri daha net bir şekilde görmemizi ve yaşanan değişimi daha iyi anlamamızı sağlar. Tıpkı ülkemiz için çok önemli bir sosyolog olan Mübeccel Kıray’ın çalışmalarıyla döneme ışık tutması gibi; özellikle “Ereğli / Ağır Sanayiden Önce Bir Sahil Kasabası” adlı çalışması, dönemin inceleme alanını ayrıntılı biçimde tasvir eden ve okuyucunun o dönemi net şekilde anlamasını sağlayan önemli bir eserdir. Mübeccel Kıray’ın ülkemizde yaptığı bu katkıya benzer biçimde, Weber de eserleriyle kendi dönemi için benzer bir katkı sağlamıştır.
“Bürokrasi ve Otorite”, “Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu”, “Ekonomi ve Toplum”, “Şehir Modern Kentin Oluşumu” gibi kitapları dönemindeki toplumsal değişimleri farklı farklı alanlarda ele aldığı gibi aynı zamanda değişen zamanlara karşı kültleşecek bir esere imza atmış oldu. Weber, Otorite tiplerini üçe ayırarak analiz eder. Bunlar: Geleneksel, Rasyonel ve Karizmatik Otorite Tipleridir. Her birisi kendi içinde çeşitli sistemlerle anlatılmaktadır.
Geleneksel otorite, otorite kavramı denildiği zaman akla ilk olarak gelen otorite tipidir. Bu otorite tipi, bizim geleneksel toplumsal yapı olarak bildiğimiz yapılarda ortaya çıkan bir meşruiyet biçimidir. Bu toplum yapısı, daha çok tarım toplumu olarak tanımladığımız; yaşamın görece daha basit, tekdüze olduğu ve ihtiyaçların yaşamın olağan akışı içerisinde ortaya çıkıp karşılandığı bir yapıyı ifade eder. Bu tür toplumlarda meşruiyetin temel kaynağı “gelenekler”dir. Gelenek, görenek, inanç ve kutsallıklar otoritenin meşruiyet zeminini oluşturur. Bu sayede toplum içinde yaşayan bireylerin otoriteye itaat etmesi sağlanır. Öyle ki birincil ilişkilerin hâkim olduğu bu yapılarda bireysel itaat hızla yayılır ve toplumsal itaati bir bütün hâlinde ortaya çıkarır. Bu bütünlük, ilişkilerin kişisel bağlar ve keyfilik üzerinden yürümesini mümkün kılar. Keyfilik ise irrasyonelliğin yayılmasına ve sınırların ortadan kalkmasına neden olur. Geleneksel otorite tipi, genel olarak “patrimonyal” sistemlerin hâkim olduğu toplumlarda karşımıza çıkar. Patrimonyal kavramı, “babadan kalma, babadan miras kalan” anlamına gelmekte olup Latince kökenlidir. Bu yapıda otoritenin meşruiyet kaynağı, geleneksel biçimde, yani babadan oğula aktarılan yönetme yetkisidir.
Rasyonel Otorite, diğer bir adıyla ussal, akılsal ya da hukuksal otorite olarak da bilinir. Bu otorite tipinin kaynağı hukuk/yasalardır. Bu kuramda görevde olan kişinin yetkisi diğer faktörlerden bağımsız olarak yasal olarak kazanılan bir yetkidir. Geleneksel otoriteden farklı olarak kişinin kendisi, ailesi ya da mülkiyeti gibi şeylerden bağımsız olarak yasal olarak o görevi yapma kriterlerini sağladığı için hak ettiği yetkilerdir. Kişinin görev için sahip olması gereken kriterler, görev yapacakları süreler, görevden ne zaman ve hangi şartlardan ayrılacağı gibi hususlar en başından belli olan otorite tipidir. Bu otorite kaynağı bizim son zamanlarda duymaya aşina oluğumuz.
“Ben ona değil “makam” a saygı duyuyorum.” Cümlesindeki makama makam olma yetkisi veren yasal zemin burada meşruiyet kaynağıdır. Dolayısıyla bu otorite tipi daha çok modern devletin otorite tipidir. Burada kişiler değişse bile kurallar, kurumlar ve işleyişler kişilerden bağımsız olarak çalışmaya ve işlemeye devam edecektir.
Son otorite tipi Karizmatik Otorite, Karizma, bir kişiyi sıradanlıktan çıkaran bir özelliktir. Bu özellik bazen fiziksel bir niteliği ifade ederken, bazen duruşu, bazen de ikna edici yönü temsil edebilir. Karizma kavramı, bir kişinin olağanüstü, hatta kimi zaman kutsal sayılabilecek bazı özel güçlere sahip olduğu inancını ifade etmek için kullanılır. Burada genel olarak kişiye ait bir özellikten söz edilse de bu durum her zaman yalnızca bireysel olmak zorunda değildir; kimi zaman ailesel ya da toplumsal olarak da inşa edilebilir. Hatta öyle ki, iktidar sahibi kişiler bu özelliklere fiilen sahip olmasalar bile, toplum bu inancı benimseyerek sanki bu özellikler varmış gibi davranabilir. “Şeyh uçmaz, mürit uçurur” sözü bu durumu oldukça açıklayıcı biçimde ifade eder. Karizmatik lider iktidar olduktan sonra, bu kişinin söylediği her söz mutlak itaate dönüşme eğilimi gösterir. Çünkü lider, genellikle olağanüstü bir dönemde ve toplumun en çok ihtiyaç duyduğu bir anda ortaya çıktığı için, bu durum zamanla yüce bir güce atfedilerek kişiye yönelik tam bir itaate evrilir. Aksi hâlde ise otoritenin yeniden kaybedilmesi ve istenmeyen bir kaos ortamının tekrar ortaya çıkması ihtimali gündeme gelebilir.
Otorite kaynağını bu üç tip üzerinden kurgulayarak anlatan Weber vefatından yıllar sonrasında dahi hala akla ilk gelen kişiler arasında yer almaktadır. Bazen lider bazen modern post modern toplum tartışmalarında bazen siyasi partiler, yönetim şekilleri ve bürokrasi gibi kavramlar üzerinden yapılacak analizlerde ilk akla gelen kişi olarak yerini almıştır. Meşruiyet kaynağı zaman zaman değişmekle birlikte genel olarak bu üç ana hat üzerinden şekillenmiştir. Ancak bu üç otorite tipi sabit mutlak ya da değişmez değildir. Özellikle son dönemlerde teknolojinin gelişmesi dijital dünyanın hayatın her anına nüfus etmesiyle beraber belki yakın zamanda dijital otorite de duyulacak kavramlar arasında olabilir. Seçim sonuçlarının manipüle edildiği ve sonuçları etkilediği düşünülürse bu çok uzun bir zaman almayacak gibi duruyor.
ÖZGÜR ÖZEL VE OTORİTE TİPLERİ
Özgür Özel, 2025 yılının en çok konuşulan liderlerinden biri olabilir. Özellikle hükümetin elindeki tüm araçları kullanarak hem Özgür Özel’i hem de partisi CHP’yi dağıtma çabası, bu süreçte neredeyse her gün herkesin “Acaba bugün CHP’de ne oldu?” sorusuyla, tabiri caizse borsa takip eder gibi süreci izlediği bir yıl yaşanmasına neden olmuştur. Özellikle yargı eliyle Türkiye’nin en büyük metropol kentinin belediye başkanının gözaltına alınması, hukukun en temel ilkelerinden biri olan “somut delilden iddiaya gidilir” kuralı yerine, önce gözaltı yapılması ve ardından “demişti, duydum, olabilir” gibi ifadeler üzerinden bir iddianame oluşturulmasına tanıklık edilmesine yol açmıştır. Aylarca kamuoyu bu iddianamenin yazılmasını beklemiştir. Ancak ortaya çıkan sonuç, koca bir hayal kırıklığı olmuştur. Bir sosyolog olarak baktığımda, iddianamede “halkı evet, burada bir şey olmuş” dedirtecek nitelikte somut bir delilin bulunmadığını söylemek mümkündür. Aksine, bu iddianame toplumun kurumlara olan bakış açısına zarar verecek nitelikte görünmektedir.
Bu süreçte birçok hukukçuya danıştım; ancak dinlediğim onca görüşe rağmen farklı bir sonuca ulaşamadım. Hatta hükümete yakınlığıyla bilinen hukukçular dahi iddiaları somut biçimde açıklamakta zorlanmaktadır. İddia edilen para miktarlarında aşağı yönlü düzeltmeler yapılması, gözaltına alınan bazı kişilerin isimlerinin iddianamede dahi yer almaması gibi durumlarla karşılaşılmıştır. Nitekim iddianame yazıldıktan sonra kabul edilmeyeceği yönünde pek çok görüş olmasına rağmen, iddianame kabul edilmiştir. Dolayısıyla biz de herkes gibi bu yargılamaları beklemekteyiz. Hatta yine herkes gibi, bu yargılamaların kesintisiz biçimde TRT’de canlı olarak yayınlanmasını talep etmekteyiz. Özgür Özel’in de ifade ettiği gibi, “Biz arkadaşlarımıza güveniyoruz. Eğer siz de iddianamenize güveniyorsanız, hodri meydan; TRT’de canlı olarak yayınlayalım.” Sonuç olarak yargı, Türk milleti adına ve şeffaflık ilkesiyle karar verir. Bu nedenle yargılamaların canlı yayınlanması, halkın bilgi edinme hakkı açısından önemli bir gelişme olacaktır.
Özgür Özel, uzun yıllar boyunca Manisa milletvekilliği yapmıştır. En zor dönemlerde Manisa Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olmuş, sözünü hiçbir zaman sakınmamıştır. Mütevazı bir ailenin çocuğu olarak, Cumhuriyet’in sunduğu imkânlarla kamu okullarında eğitim almış; önce eczacı olmuş, ardından Eczacılar Odası Başkanlığı gibi önemli görevler üstlenmiştir. Bu yönüyle Cumhuriyet’in “kimsesizlerin kimsesi” olmasının en somut örneklerinden birini oluşturmaktadır.
Manisa gibi görece küçük bir şehirden çıkıp İzmir’de nitelikli bir lisede eğitim aldıktan sonra CHP milletvekili olmuş; uzun yıllar TBMM Grup Başkanvekilliği gibi kritik görevlerde bulunmuştur. Ardından CHP Genel Başkanlığına aday olarak, ülkenin umudunun en karardığı bir dönemde sorumluluk almış ve yeniden umutların canlanmasına katkı sunan bir siyasal figür hâline gelmiştir.
Özgür Özel’in genel başkan olduktan sonra, kamu lisesinde aldığı Almanca dersleri sayesinde Almanca konuşabilmesi, “Eski Türkiye” diyerek küçümsenmeye çalışılan dönemin aslında ne kadar çağdaş, kurumsallaşmış ve sosyal devlet ilkesine uygun biçimde herkese fırsat sunabildiğini bir kez daha gözler önüne sermektedir.
Olağan Kurultay, Türkiye siyasi tarihi açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Siyasi Partiler Kanunu gereği, bizde birileri parti başkanı olduktan sonra, kendi istemediği sürece neredeyse mezara kadar parti başkanı olarak kalmasını mümkün kılan bir zemin bulunmaktadır. Delegelik sistemi, eğer üyeler kendi içlerinde yeterince olgunlaşmamışsa, uzun yıllar tek kişinin liderlik yaptığı yapıların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Ancak 4–5 Kasım 2023 tarihlerinde Ankara’da yapılan kurultay, alışılagelmişin dışında, birçok konfor alanının sarsıldığı bir kurultay olarak tarihe geçmiştir. Özgür Özel ile 7. Genel Başkan olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun yarıştığı bu kurultay, Türkiye tarihinde ender görülen bir tablo ortaya koymuştur. Göreve devam etmek isteyen ve delegeleri büyük ölçüde kendi genel başkanlığı döneminde seçilmiş olan bir lider, seçimleri kaybederek ikinci tura kalmıştır. Salonda, ikinci tura gidilmeden adaylıktan çekilmesi ve yerini genç bir arkadaşına devretmesi beklenirken, bunun aksine ikinci tur yapılmış ve gecenin ilerleyen saatlerinde Özgür Özel’in CHP’nin yeni Genel Başkanı olduğu duyurulmuştur. Ben de o saate kadar salonda beklemiş biri olarak, bu anı dün gibi hatırlıyorum. Parti içinin oldukça keskin iki hatta ayrılmasına rağmen, Özgür Bey kin tutmamış ve ertesi sabah 81 il başkanıyla toplantı yapacağını açıklamıştır.
Özgür Özel, kurumsal bir devlet yapısına sahip olan ve “Eski Türkiye” olarak küçümsenerek unutturulmak istenen kurumsallaşmayı yeniden canlandırmak için adımlar atmaya başlamıştır. Bu süreçte olabildiğince kurumsal bir terbiye ile herkese ulaşmaya çalışmış; ancak içinde bulunulan konjonktür gereği bazı hamleleri yanlış, hatalı ya da eksik olarak eleştirilmiştir. Özgür Bey’den, herkes bir gecede her şeyi değiştirmesinin beklendiği bir atmosfer oluşmuştur.
O dönemde bana sorulduğunda ise, “Henüz çok erken, biraz sabretmek gerekir. Özgür Başkan yakın zamanda hak ettiği değeri görecek; o zaman her şey daha net anlaşılacak” diyerek kendisini sıkça savunduğumu hatırlıyorum. Özgür Başkan’ın Cumhurbaşkanını ziyaret etmesi sonrasında, Cumhurbaşkanının uzun zaman sonra Özgür Başkan’ı Genel Merkezde ziyaret etmesi, yurt dışı ziyaretleri öncesi bakanların kendisini bilgilendirmesi, bayramlarda ocu bucu demeden herkesi araması yani ÖTEKİ oluşturmadan herkesin bir arada yaşayacağı bir toplumsal yapının oluşması adımları bizleri Rasyonel Otorite Tipi özelliklerini göstermektedir. Meşruiyetini yasalardan alan kişiler değişse bile kurumların ritüellerin devam edebilmesi özellikleriyle dikkatimizi çekti. Bunların yanı sıra, çok sevdiği ve “kardeşim” dediği Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’in ve yakın zamanda kaybettiğimiz Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay’ın vefatı üzerine sergilediği insani tutumlar, onu alışılagelmiş lider özelliklerinden tamamen sıyırarak insani yönlerini herkesin önünde yaşayabilen bir lider olarak karşımıza çıkarmıştır. Bir liderin ekranlar önünde ağlaması, mezara girip kazma vurması ve yasını açıkça yaşaması alışılmışın dışında bir durumdur. Özgür Özel de tam olarak bu yönüyle alışılmışın dışında bir lider profili çizmektedir. Seçilmesinin ardından kısa bir süre sonra yerel seçimlerin yapılacak olması, bu süreci Özgür Başkan ve yönetim kadrosu için ilk ciddi sınav hâline getirmiştir. Gerçekçi olmak gerekirse, parti içinde birçok kişi bu seçimlerde başarısız olunacağını, hatta eldeki belediyelerin dahi kaybedileceğini düşünmüş; seçim sonrası yeniden bir kurultay yapılacağı ve eski yönetimin geri geleceği yönünde beklentiler oluşmuştur. Ancak çok şükür ki bu beklentiler gerçekleşmemiştir.
Özgür Başkan’ın, “Türkiye’de 1977’den beri ilk kez TRT ekranlarında CHP’nin birinci parti olduğu açıklandı” sözleriyle yaptığı konuşmayı salonda canlı izleyen biri olarak şunu net biçimde ifade edebilirim: Bu konuşma, partililerin ve toplumun iktidar değişimine ne denli ihtiyaç duyduğunu açıkça ortaya koymuştur. Özgür Özel, insanlarla güçlü bir empati kurabilen bir liderdir. Özellikle gençlerin valizlerini bir seçim dönemine kadar hazırlamaktan vazgeçtiklerini ifade ederken gözyaşlarını tutamaması, bu empati yeteneğinin en somut göstergelerinden biridir. Bu tür davranışlar, alıştığımız soğuk ve mesafeli devlet anlayışının aksine, samimi ve “benim gibi” bir lider algısı yaratmaktadır. Bu özellikleri Weber’in otorite tipleri çerçevesinde değerlendirecek olursak, Özgür Özel’in liderliğini rasyonel otoritenin yönetişim boyutuna evrilmiş bir biçimi olarak konumlandırmak mümkündür.
Özgür Başkan iktidar olmaya o kadar keskin odaklanmış durumdaki amacından sapması çok zor atılmış bir ok gibi amacına doğru yol almaktadır. Bu yolda da dönem dönem çiftiçileri, dönem dönem emeklileri, dönem dönem gençleri aslında toplumun tamamıyla dahil olacağı bir iktidar yolculuğu yapmaktadır. Eski Türkiye’de “güçlü vatandaşlık” diye tabir edeceğimiz pasaportu, parası ve haklarının güçlü olduğu bir iktidarı sadece kendisi ve çevresi değil herkesi dahil ederek topyekün bir değişim amacı hissedilmektedir. Nitekim yaz boyunca seçimi kazandım ben dinleneyim demek yerine emekli mitingi, fıstık mitingi, çay mitingi, buğday mitingi gibi tematik mitinglerle halkla buluşmasını hız kesmeden devam ettiren Özgür Başkan’ın halkta en büyük karşılığı istikrarlı şekilde söylemeye devam etme özelliği oldu. Özgür Başkan özellikle yerel seçim öncesi emeklilerin geçinemediğini hemen her konuşmasında ısrarla söylemesi üzerine yerel seçimde emekliler AKP’den desteklerini çekerek CHP’den yana yer aldılar. Aynı Özgür Başkan müthiş bir mütevazilikle bu durumun kendi başarısı olmadığını halkın onu ve partisini denemek için bir fırsat verdiğini söylemesi koltuğa oturunca yozlaşmamaya dikkat ettiğini reel politik dengeleri sürekli göz önünde tuttuğunu göstermektedir. Özgür Özel bu süreçlerde daha çok rasyonel otorite tipine uygun hareket ederken şartlara göre ufak değişiklikler göstermektedir.
Onu esas Karizmatik Lidere eviren süreç yol arkadaşlarının haksızca hukuksuzca bir şekilde rehin alınmasıyla başladı. Ekrem İmamoğlu’nun 15.5 milyon oyla halkın adayı olması yönünde oy verdiği 23 Mart 2024 öncesi 19 Mart’ta keyfi olarak gözaltına alınması ve üçlü bir kayyım planının devreye sokulma süreci tam olarak karizmatik liderin ortaya çıkacağı olağanüstü bir durum olarak rasyonel lider özelliklerini barındıran Özgür Başkanın bir gecede Karizmatik Lidere evrildiğini gösterdi. Özellikle herkesin içten içe korktuğu kimin nasıl davranacağını bilemediği bir süreçte tavandan değil de tabandan yayılan tepkinin Saraçhane’de Özgür Özel liderliğinde karşılık bulmasıyla değişim hızla başlamıştır. Halkın seçimine milli iradeye yapılan bu darbenin geri püskürtülmesi için genel başkanın Saraçhane İBB Binasına kamp kurması, halkı her türlü yasağa rağmen seçme seçilme hakkına sahip çıkmak için akşam Saraçhaneye davet etmesi, eş zamanlı olarak önce İstanbul Üniversitesi öğrencileri (ki burası Ekrem Başkanın da üniversitesi olması nedeniyle önemli bir sembol.), ODTÜ, Koç, Beykent, Bilkent gibi hemen her kesimin önlerine çıkan barikatları ve yasakları yıkarak Saraçhanede adayına ve seçme seçilme hakkına sahip çıkması artık değişimi kaçınılmaz kıldı. Özgür Özel bu andan itibaren hızlı düşünmeli, halkı mobilize etmeli, tepkinin saldırılara dönüşmesini engelleyerek bu öfkenin makul şekilde ilk seçime taşınması gibi bir görevi sırtlanan bir lidere dönüşmesi gerekiyordu. Çünkü, karşısında 23 yıllık bir iktidar var ve bu iktidar neredeyse parti devlet birleşmiş bir iktidar olmuştur. Yargı AKP’lilere gelince görmezden gelirken CHP’lilerin sosyal devlet ilkesi gereği yaptıklarına bile soruşturma açacak duruma gelmiş bir durumda ve hız kesmeden her yerden Özgür Özel ve partisi saldırı altındaydı. İstanbul İl Kongresi iptalinden Kurultay’ın iptaline CHP İstanbul İl Başkanlığına ve CHP’ye çağrı heyeti adı altında kayyım atama girişimi yanı sıra neredeyse İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tüm bürokratlarının aynı anda gözaltına alınması eş zamanlı olarak Adana ve Antalya BB dahil edilmesi, hasta mahkumların hastalıklarına acımadan hukuksuzca tutulması, istenilen ifadeleri vermeyenlerin İzmir’e Afyon’a sürülmeleri gibi bütünleşik bir baskı altında topyekün bir mücadele gerekmektedir. İşte bu tür durumlarla yani karşısındaki iyi niyetli olmayan rakiplerine karşı oalağanüstü bir durum başlamış ve olağanüstü durumlar karizmatik lider ister. Nitekim Özgür Başkan’ın olağanüstü kurultay kararı, CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın taşınarak Genel Başkan Çalışma Ofisi olması, İstanbul Delegeleri ve olağan delegelerin dahil edilmeden yeniden Olağanüstü Kurultay kararı alması, 77. Mitingin bile hala hınca hınç dolu olması gibi kararlar karizmatik lider tipiyle örtüşür hale geldi. Örneğin boykot çağrısı sonrası İstiklal’de bir AVM’nin Özgür Başkan’ı arayıp bizim ilişiğimiz yok biz adımız değiştiriyoruz demesi, CNN Türk, Haber Türk ve NTV’ye süre vermesi ve bu sürede özellikle NTV’nin az da olsa CHP mitinglerini göstermesi ve bu konuların miting alanında geçekleşmesi gibi durumlar halkta zamanla bir karşılık bulduğunu gösterir. Özgür Başkan’ın her hafta bir İstanbul İlçesi ve bir Anadolu Kentinde miting yapması ve bu alanların hınca hınç dolu olması karizmatik liderin mobilize etme özelliğine de güzel bir örnek oluşturmaktadır.
Son söz olarak, Özgür Başkan’ın en büyük gücü tutarlılığı ve önemsediği şeyleri sonuna kadar savunmasıdır. Gazetecilerin kendisine defalarca yönelttiği “Ekrem Başkan yerine aday olacak mısınız?” gibi sorulara istikrarlı ve net cevaplar vermesi bunun en açık göstergesidir. Halkını dinleyen ve onların taleplerine göre karar alabilen (Espressolab boykotu gibi), yanlış yaptığında bunu açıkça ifade edebilen, vefat eden arkadaşının acısını gizlemeden yaşayabilen bir lider profili çizmektedir. Neredeyse bir yıl geçmesine rağmen meydanları hınca hınç doldurabilen, yol arkadaşlarından vazgeçmeyen, davaların TRT’de yayınlanmasını isteyecek kadar onlara güvenen; aynı anda hem yoğun saldırılarla mücadele ederken hem de parti programı için çalışmaları sürdüren bir liderdir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun onca emeğine rağmen “kayyım olurum” söylemine rağmen vefasını koruyarak onu birçok etkinliğe davet etmeye devam etmesi de bu duruşun bir parçasıdır. Partililerini tanıyan; biriyle bir yerde tanıştıktan sonra, haftalar sonra başka bir ortamda karşılaştığında “Her şey yolunda mı, annen nasıl oldu?” diye sorabilecek kadar samimi ve ilgili bir insandır. Böyle bir liderin amacından sapmadan yoluna devam edeceği ve partisini er ya da geç iktidara taşıyacağı açıktır.
Özgür Özel, rasyonel bir lider olarak başladığı genel başkanlık görevini, karizmatik bir lider olarak ilk seçimde iktidarla taçlandıracaktır. Unutulmamalıdır ki her karanlığın bir sonu, her gecenin bir sabahı vardır. Ülkemizde kaçınılmaz olarak bir iktidar değişimi yaşanacaktır. Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığına uzanacak sürecinin yollarını da Özgür Özel döşeyecektir.
Hakan Çakmak
Sosyolog/Siyaset Bilimci



